حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Avustralya
| No: HT-BA-2026-MB-TR-06 |
H. 19 Ramazan 1447 M. Pazar, 08 Mart 2026 |
Avustralya Hükümeti Hizb-ut Tahrir’i Yasaklayarak Kendi Kaderini Soykırımcı Varlığın Kaderine Bağlamıştır
Başta Avustralya’nın en büyük şehri Sidney olmak üzere, dünyanın çeşitli başkentlerinde Yahudi varlığının Gazze ve Batı Şeria’da işlediği suçları kınamak için toplanan milyonlarca insan, bu soykırımcı varlığın suç ortağı ve destekçisi olan Avustralya hükümetini öfkelendirdi. Avustralya’daki Siyonistleri asıl öfkelendiren ise Hizb-ut Tahrir’in bu milyonlarla birlikte saf tutması ve Müslümanlara liderlik ederek Yahudilerin suçlarını ve onları destekleyen Avustralya hükümetinin tutumunu kınaması olmuştur. Bunun üzerine milyonlarca seçmeninin iradesini hiçe sayan Avustralya’daki Siyonist güdümlü hükümet, katliamları kınayan, Mübarek Toprak Filistin’de mazlum ve mustazafların yanında yer alan herkesi suçlu görmekten başka bir çıkış yolu bulamamıştır. Dolayısıyla kendi anayasasını ve dillerinden düşürmedikleri değerlerini bizzat ayaklar altına alarak, şeytanın bile aklına gelmeyecek bir yasayı yürürlüğe koyup Hizb-ut Tahrir’i yasaklama yoluna gitmiştir.
Hükümetin çıkardığı ve parlamentonun kamuoyunu hiçe sayarak onayladığı bu sözde “Nefret Yasası”, esasen şer odağı Amerika liderliğinde küresel çapta dayatılan “Terörle Mücadele Yasası” ile büyük bir benzerlik taşımaktadır. Hatırlanacağı üzere o dönemde George Bush, İslam ve Müslümanlara karşı başlattığı küresel savaşı, Müslümanların zengin kaynaklarına çökmek ve insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetin sömürgeci hegemonyadan kurtulmasını engellemek amacıyla “Haçlı Seferi” olarak adlandırmıştı. İşte bu “Nefret Yasası” da tam olarak budur; ulvi ve insani değerleri taşıyan herkesi suçlu ilan etmeyi amaçlayan bir yasadır. Bu yasa, Yahudilerin kadın, çocuk ve yaşlı demeden gerçekleştirdiği katliamları kınayan herkesi; özellikle de alemlere rahmet olarak gönderilen bir risaleti taşıyan İslam Ümmetini hedef almaktadır!
Yoksa bizler, eşyanın zıddıyla adlandırıldığı bir çağda mı yaşıyoruz?! Öyle ki ahlaki çöküşün sembolleri ve “Epstein partisinin” müdavimleri; lider, efendi, fikir ve hikmet sahibi liderler konumuna yükseltilmektedir. Yasaları onlar çıkarmakta, kimin terörist ve kimin nefret taşıyıcısı olduğunu onlar belirlemektedir! Bizler, mücrimlerin masum ve nezih olarak vasıflandırıldığı, ona itiraz edenlerin ise nefret yayan ve antisemitist olmakla suçlandığı bir noktaya mı geldik? Evet, bizler bugün; faziletten zerre nasibi olmayan ama fazilet iddiasında bulunan, dünyayı köleleştirip halkların servetini yağmalarken özgürlük masalları anlatan kokuşmuş Batı uygarlığının zifiri karanlığı altında yaşıyoruz.
Almanya ve İngiltere gibi Batılı ülkelerdeki çifte standart ve ikiyüzlülük, Avustralya’yı da Hizb-ut Tahrir’i yasaklamaya sevk etmiştir. Zira bu hükümetler, Yahudi varlığının varlığını Müslümanlara karşı ileri bir Batı karakolu ve hayati bir çıkar odağı olarak görmektedirler. Bu yüzden bu habis varlığın bekasını tehdit eden herkes, onlara göre, Epstein ve çetesinin temsil ettiği o kokuşmuş Batı uygarlığının düşmanı olarak kabul edilmektedir. Küresel çapta artan Yahudi varlığı karşıtı kamuoyu, İslam ümmetinde zirveye çıkan sömürgeci tahakkümden kurtulma bilinci ve Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet Devleti’nin kurulmasının yakın olması nedeniyle bu habis varlığın yok olması artık an meselesi haline gelmiştir. Nübüvvet metodu üzere kurulacak olan Raşidi Hilafet, bu habis varlığı kökünden söküp atacak ve Mübarek Toprağı Yahudilerin pisliğinden temizleyecektir. Avustralya hükümetinin de tıpkı efendileri İngiltere gibi bu tehlikeyi iliklerine kadar hissetmesi nedeniyle Avustralya’daki Siyonistlerin öfkesi, hakkın ve mazlumların yanında duranlara karşı duydukları nefret ayyuka çıkmıştır. Bu nedenle azı dişlerini göstermişler ve insanlık düşmanı gerçek yüzlerini ortaya koyarak bu asil çalışmaya öncülük eden Hizb-ut Tahrir’i yasaklama yoluna gitmişlerdir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:
قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاءُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ“Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür.” [Ali İmran 118]
Genelde Batı’da, özelde ise Avustralya’da İslam’ın hedef alınması, aslında zalim Batı uygarlığının yerini alabilecek tek uygarlık alternatifinin hedef alınması demektir. Avustralya ve diğer Batı ülkelerindeki karar vericileri İslamofobi kampanyaları yürütmeye sevk eden şey işte budur. Bu kampanyalar, hakkı ikame eden, batılı iptal eden, mazlumlara yardım eden, mazlumun hakkını zalimden alıp sahibine iade eden bir uygarlık alternatifi olarak siyasi İslam davetçilerine karşı yürütülen kasıtlı kampanyalardır. Onlar, Allah’ın insanlığa lütfettiği üretim bolluğuna ve kaynak zenginliğine rağmen halkları fakirleştiren açgözlü kapitalist sistemleri ve yasaları tarafından ezilen ve mağdur edilen halklarının acılarını dindirmek yerine kendi bencil çıkarları için İslam’ı bir tehdit olarak görmektedirler.
Bu nedenle Avustralya ve genel olarak Batı’daki aklıselim sahipleri, insanların işlerini adalet ve onurla güden İslam’ın nuruyla aydınlanmak için samimiyetle çalışan Hizb-ut Tahrir gençleri ile omuz omuza verip yöneticilerine engel olmalıdır. Bu yöneticiler ya onları mutsuzluğa sürüklemek için çalışan açgözlü kapitalistlerdir ya da kapitalistlerin elinde birer maşadırlar. Her iki kesim de Siyonizm’i kendi sömürgeci nüfuzları için hayati bir çıkar olarak görmektedir. Yahudi varlığı ise, Müslümanların kalbine saplanmış kanserli bir tümördür, er ya da geç ya cerrahi müdahaleyle ya da kemoterapiyle Müslümanların kalbinden mutlaka kazınıp atılacaktır. Kuşkusuz Avustralya yöneticileri, kendi kaderlerini tedavisi olmayan ve mutlaka kökünden kazınacak olan bu kanserli ura bağlamışlardır.
Genelde Batı’daki, özelde Avustralya’daki Müslümanlar ve dava taşıyıcıları, insanlık düşmanları ve soykırım müttefikleri tarafından çıkarılan zalimane kanunlar ve gaddarca cezalar, ne kadar büyük ve ağır olursa olsun dinlerinden asla dönmeyeceklerdir. Allah’ın kendilerine farz kıldığı hak ve fazilet Risâlet’ini Batıdaki Müslümanlara ulaştırma görevini yerine getirmeye ve İslami toplulukları, İslam beldelerinde Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet Devletini kurmak için çalışmaya teşvik etmeye devam edeceklerdir. Raşidi Hilafet, İslam’ı Batı’nın bağrına taşıyacak, böylece ya izzet bulacaklar ya da zillete düşeceklerdir. Nitekim Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
لَيَبْلُغَنَّ هَذَا الْأَمْرُ مَا بَلَغَ اللَّيْلُ وَالنَّهَارُ، وَلَا يَتْرُكُ اللهُ بَيْتَ مَدَرٍ وَلَا وَبَرٍ إِلَّا أَدْخَلَهُ اللهُ هَذَا الدِّينَ بِعِزِّ عَزِيزٍ أَوْ بِذُلِّ ذَلِيلٍ، عِزّاً يُعِزُّ اللهُ بِهِ الْإِسْلَامَ، وَذُلّاً يُذِلُّ اللهُ بِهِ الْكُفْرَ“Bu din, gece ve gündüzün ulaştığı her yere ulaşacaktır. Allah, bu dini sokmadığı hiçbir ev bırakmayacaktır. Çadırlara bile girecektir. Kimi onuruyla kimi de zilletiyle... Ya İslâm’la izzet bulacak veya küfürle zelil olacaktır.”
| حزب التحرير Hizb-ut Tahrir Avustralya |
Adres Bilgileri ve Web Sitesi Telefon: (+61) 438 000 465 www.hizb-australia.org |
E-Mail: media@hizb-australia.org |