Logo
Bu sayfayı yazdır


حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Suriye Vilâyeti
Medya Bürosu

No: SR–BA–2026–MB–TR–12 H. 13 Safer 1448
M. Pazartesi, 27 Temmuz 2026

Kutsallardan Taviz Vermek ve Yahudilerle Barış Yapmak, “Ulusalcılığın” Zehirli Meyvelerinden Biridir

Suriye Geçiş Dönemi Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, 26 Temmuz 2026 tarihinde El Cezire kanalında gazeteci Ali ez-Zafîrî’nin sunduğu El-Mukabele programına konuk oldu. Programda yerel, bölgesel ve uluslararası birçok konu ele alındı. Programda Eş Şara’ya Yahudi varlığının giderek artan saldırganlığı ve ihlalleri karşısında Suriye’nin bu varlık ile ilişkisinin gelecekte ne olacağı; bunun yalnızca güvenlik anlaşması çerçevesinde bir sükûnet sağlanmasıyla mı sınırlı kalacağı, yoksa tam kapsamlı diplomatik ilişkilere kadar ilerleyip ilerlemeyeceği sorulduğunda şu cevabı vermiştir: “Bu durum, her aşamanın performansına bağlı. Yani eğer bir güvenlik anlaşması başarılı olur, hem (İsrail) tarafı hem de Suriye tarafı ileride yapılacak anlaşmanın tüm şartlarına bağlı kalırsa, bu durum kapsamlı bir barışın konuşulacağı ikinci bir aşamaya geçilmesini sağlar. Ancak bu, Suriye’nin işgal altındaki Golan üzerindeki hakkından vazgeçmesi anlamına gelmez.”

Kendisine Filistin devletinin kurulmasına ilişkin tutumu sorulduğunda ise Eş Şara, Suriye’nin bir Filistin devleti kurulmasını desteklediğini, geçen yıl Suudi Arabistan’ın Filistin devletinin tanınması için başlattığı girişim lehine oy kullandığını ve Suriye’nin bu “Arap yolu” ve Filistin durumuna ilişkin bağlayıcı uluslararası anlaşmalardan yana olduğunu ifade etmiştir.

Biz burada röportajda yer alan her konuyu tek tek değerlendirecek değiliz. Ancak iyiliği emredip kötülükten sakındırma ve her Müslümana nasihat etme görevimiz gereği, Şam’daki geçiş hükümetinin siyasetinin üzerine inşa edildiği temel ve bunun genel olarak Şam halkı üzerindeki tehlikeleri konusunda uyarıda bulunmak durumundayız.

Siyasi faaliyetlerin ve bunlara ilişkin sorulara verilen cevapların bölgesel (ulus-devletçi) düşünce ve milliyetçilik fikri üzerine bina edilmesi, gerçekte bizi Batılı sömürgecilerin geçmişte sürüklemek istediği karanlık tünele yeniden sokmaktan başka bir şey değildir. Bu karanlık tünel, bizden İslami kimliğimizi kaybetmemizi, ümmetimizin meseleleri ve Müslüman kardeşlerimiz karşısındaki Allah’a olan sorumluluğumuzu unutmamızı, bunun yerine sadece sömürgeci kâfirlerin bize dayattığı yapay sınırlar içerisinde kalan meselelerle ilgilenmemizi istemektedir.

Yahudi varlığıyla önce güvenlik anlaşmaları, ardından kapsamlı bir barış anlaşması yapılmasından ve Filistin Devleti’nin tanınmasından söz edilmesi; Filistin Devletinin yanı sıra toprağımızı gasp eden, mukaddesatımızı kirleten, Filistin’de, Suriye’de ve başka yerlerde halkımızı katleden Yahudi varlığının meşruiyetinin fiilen kabul edilmesi, ulusalcılığın zehirli meyvelerinden yalnızca biridir. Bu tohum; kafir sömürgecilerin, Allah’ın İslam ümmetinin fertlerini birbirine bağlamak için meşru kıldığı İslam bağını yok etmek amacıyla evlatlarımızın zihnine ektiği pis bir fikirdir. Oysa İslam bağı; ümmetin fikrini, duygularını ve davalarını bir kılan, başkalarına karşı tek bir el gibi birbirini desteklemesini sağlayan yegâne bağdır.

Dolayısıyla Filistin meselesi ve Filistin’in Yahudilerin pisliğinden temizlenmesi, mübarek Mescid-i Aksa’nın kurtarılması sadece Filistinlilerin sorumluluğu değildir; ırkı ve etnik kökeni ne olursa olsun tüm Müslümanların ortak sorumluluğudur. Çünkü Filistin’i fetheden Arap Hz. Ömer el-Faruk’tu; onu Haçlılardan kurtaran Kürt Selahaddin Eyyubi idi; onu muhafaza eden ise Türk Sultan II. Abdülhamid’di.

Filistin meselesini yalnızca Filistin halkının meselesi haline getirmek, Filistin ve halkına karşı yürütülen uluslararası komplonun bir parçasıdır. Bize karşı komplo kuran devletler yıllarca bunun için çalışmış ve nihayet 1974 yılında Rabat’ta düzenlenen 7. Arap Zirvesi’nde Filistin Kurtuluş Örgütü’nü (FKÖ) “Filistin halkının tek meşru temsilcisi” ilan ettirmeyi başarmışlardır. Bu ise davanın tasfiye edilmesinin ön hazırlığı olmuştur. Bugün de o kararın acı sonuçlarını yaşamaktayız.

Yahudi varlığına dar milliyetçi bir bakış açısıyla yaklaşmak ve akidemizin gerektirdiği ideolojik tavrı sergilememek, Allah’ın üzerimize yüklediği sorumluluğu terk etmek anlamına gelir. Aynı zamanda Şam halkının devrim sürecinde yükselttiği bütün hedeflere, ilkelere ve değişmez esaslara sırt çevirmek demektir. Böyle bir yaklaşım, hâkimiyet kurma, yayılma ve nüfuzunu genişletme emelleri peşinde koşan Yahudi varlığını asla durdurmayacaktır. Suriye’nin güneyinde Yahudi varlığının gerçekleştirdiği işgal ve yaptığı küstahlıklar kimseye bir sır değildir. Bu varlıkla savaş kaçınılmaz ve farzdır; bu bir sınır savaşı değil, bir varoluş savaşıdır. Yahudiler bu savaşa hazırlanmaktadır. Biz de gafletimizden uyanmalı ve iş işten geçmeden bu savaşa hazırlanmalıyız. Zaferimizin Allah’ın bir vaadi olduğuna ve eğer biz gerçekten O’nun kulları olursak Allah’ın vaadinden asla dönmeyeceğine inanmalıyız.

Uluslararası planların peşinden gitmekten, özellikle de Yahudi varlığının bize karşı işlediği suçlarda en büyük ortağı olan Amerika’ya güvenmekten sakınmalıyız. Amerika, Yahudilerin bizi öldürmesini, topraklarımızı işgal etmesini ve mukaddesatımızı kirletmesini desteklemektedir. Bunun en açık örneklerinden biri de Amerika’nın Golan Tepeleri’nin Yahudi işgali altında olduğunu tanıması ve Kudüs’ü Yahudi devletinin başkenti olarak kabul etmesidir.

O halde sadece Allah’ın kulları olmaya çalışalım, sadece O’na tevekkül edelim ve O’nun dışındakilerle olan tüm göbek bağlarımızı keselim. Allah’ın indirdikleriyle hükmeden, davet ve cihat sancağını taşıyan, Mescidi Aksa’yı yeniden kurtaracak olan ve İslam’ı tüm dünyaya bir hidayet, rahmet ve nur mesajı olarak taşıyacak olan Nübüvvet metodu üzere İkinci Raşidi Hilafet’i kurmaya çalışalım. Şüphesiz bu, Allah’ın izniyle mutlaka gerçekleşecektir. Allah’tan bunun yakın olmasını niyaz ediyoruz. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

فَإِذَا جَاءَ وَعْدُ الْآخِرَةِ لِيَسُوءُوا وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُوا الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُوا مَا عَلَوْا تَتْبِيراً “İki vaatten ikincisinin vakti gelince, yüzünüzü üzüntüye sokmaları, kötülük yapmaları, önceden Mescid’e girdikleri gibi girmeleri, ele geçirdikleri yerleri harap etmeleri için onları tekrar göndereceğiz.” [İsra 7]

حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Suriye Vilâyeti
Medya Bürosu
Adres Bilgileri ve Web Sitesi
Telefon: +8821644446132 Skype: TahrirSyria
www.tahrir-syria.info
E-Mail: media@tahrir-syria.info

Template Design © Joomla Templates | GavickPro. All rights reserved.