- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
İşgal Altındaki Müslüman Ülkeler, Onların Kurtarılması ve İslam İle Yönetilmesi Hakkındaki Şerî Hüküm
Haber:
Srinagar: Keşmir Sanayi Odaları Birliği, Ortak Elektrik Düzenleme Komisyonu tarafından yayımlanan son elektrik tarifesi kararına karşı çıkarak; söz konusu kararı, sanayi tüketicilerine temel enerji ücretlerinde yaklaşık %10'luk bir zam yüklemekle suçladı. (Ajanslar, 23 Ağustos 2026)
Yorum:
İşgal altındaki Keşmirli Müslümanlar ile Hindu devleti arasındaki anlaşmazlıklar çok boyutludur; bunlardan biri de sanayilerinden geriye kalanları felç eden elektrik fiyatlarındaki artıştır. Enerji üretimini, Tata Power, Torrent Power, Adani Power ve RP-Sanjiv Goenka grubuna bağlı Calcutta Electric Supply Corporation gibi iktidardaki Hindu elitine tabi olan özel şirketler kontrol etmektedir. Buna ek olarak Modi hükümeti, Ekim 2025'te elektrik dağıtımını özelleştirme niyetini açıklamıştır. Böylece Hint kapitalist siteminin gölgesinde özel şirketler elektrik satış fiyatlarından devasa kârlar elde ederken, Müslümanların geneli ve onların sanayileri sıkıntı çekmektedirler.
İşgal altındaki Keşmir'de yaşanan elektrik krizi, İslam ümmetinin görevinin sadece işgal altındaki toprakları kurtarmakla sınırlı olmadığını, aksine Müslümanlara haklarını eksiksiz bir şekilde verecek olan şeriatın kapsamlı bir şekilde uygulanmasını da içerdiğini ortaya koymaktadır. Zira enerji ve elektrikle ilgili şerî hükmün uygulanması, Keşmir’deki sanayinin fiilen canlanmasına yol açacaktır. Şerî hükme göre enerji sektörü özel mülkiyet ve devlet mülkiyeti olarak kabul edilmez; aksine o, kamu tesislerinden, yani tüm Müslümanların sahip olduğu kamu mülkiyetinden kabul edilir ve enerji ile satışından elde edilen gelir de onlara aittir. Bu nedenle Halife, Keşmir'deki nehir akışına dayalı hidroelektrik enerjisinin geliştirilmesi gibi enerji sektörünün kendisine yapılan yatırımlar da dahil olmak üzere enerji satışından elde edilen gelirleri Beytülmâl'e koyar ve bunları toplumun ihtiyaçları için harcar; zira bu yöntem, barajların olumsuz etkilerini önler.
Enerjiyle ilgili şerî hüküm, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şu kavline dayanmaktadır: الْمُسْلِمُونَ شُرَكَاءُ فِي ثَلَاثَةٍ: فِي الْمَاءِ وَالْكَلَإِ وَالنَّارِ “Müslümanlar üç şeyde ortaktırlar: Suda, merada ve ateşte.” [Ebu Davud rivayet etti.] Aynı şekilde Enes bunu İbn Abbas’tan rivayet etmiş ve şu eklemede bulunmuştur: وَثَمَنُهُ حَرَامٌ “Ondan para kazanmak da haramdır.” Arapçada ateş, ışığın aksine, ısı ve hareket üreten enerjiden bir kinayedir. Buna ek olarak Halife, enerji satışlarına vergi koyamaz; çünkü bu, şerî bir hak olmaksızın Müslümanların özel mallarına saldırmaktır.
Enerjiye ilişkin şerî hüküm, Müslüman ülkelerin birleşmesini emreden şerî emre ek olarak gelmektedir; bu sayede ümmetin kaynakları bir araya getirilir ve bir bölgenin zayıflığı, diğer bir bölgenin gücüyle telafi edilir. Şu anda işgal altındaki Keşmir ve Bangladeş, Hindu devletinden elektrik ithal etmektedir. Nitekim Bangladeş Maliye Departmanı'na 18 Ağustos'ta gönderilen bir yazıda Enerji Departmanı; Bangladeş Enerji Geliştirme Kurulu (BPDB) ile Hindistan devletine ait bir şirket olan NTPC Vidyut Vyapar Nigam Ltd (NVVN) arasında Merkezi Uzlaştırma Ajansı (SNA) Anlaşması'nın imzalanması gerektiğini belirtmiştir. Bu ise, Hindistan’ın Bangladeş’e ihraç ettiği elektriğe yeni bir vergi uygulamaya çalıştığı ve her birim başına 0,005 Hint rupisi talep ettiği bir dönemde gelmiştir. Bu vergi eklenirse, ithal elektriğin maliyeti artacak ve bu da Bangladeşli Müslümanların ve sanayilerinin yükünü artıracaktır.
Mevcut Pakistan yöneticilerinin, şeriatın farz kıldığı kurtarma, birleştirme ve şeriatın uygulanmasını gerçekleştiremeyecekleri açıktır. Şeriatın uygulanması açısından olana gelince; Azad’daki Müslümanların, yani Özgür Keşmir’deki ve Pakistan’daki tüm Müslümanların ekonomik durumu, işgal altındaki Keşmir’deki Müslümanların ve Hindistan’daki tüm Müslümanların durumu gibi, şerî hükümlerin uygulanmaması nedeniyle korkunç bir haldedir. Hiç şüphesiz Pakistan yöneticilerinin kapitalizmi, Hindu devletinin yöneticilerinin kapitalizmi kadar yıkıcıdır. Nitekim Batılı sömürgeciler çekip gittiğinde, onların zalim ekonomik sistemleri yani kapitalizm kalmaya devam etmiştir; dolayısıyla değişen tek şey, Hristiyan yöneticilerin yerini Müslüman ve Hindu yöneticilerin alması olmuştur. Bağımsızlığın hakikati şudur: sömürgecilerin doğrudan yönetiminden bağımsız olmaktır, yoksa onların şer ve zulüm kaynaklarından, yani kapitalizm ve diğer küfür kanunlarından kurtuluş değildir.
Kurtarma ve birleştirmeyle ilgili olana gelince; Pakistan yöneticileri ABD'ye itaat ederek, önce Ağustos 2019'da Hindu devleti Keşmir'i ilhak ettiğinde Keşmirli Müslümanları terk ettiler ve ardından da Mayıs 2025'te Pakistan Hava Kuvvetleri Hindistan'a karşı hava üstünlüğü sağladığında işgal altındaki Keşmir'in kurtarılmasını engellediler.
Pakistan Müslümanlarının, sömürgecilere boyun eğen ve küfür kanunlarını uygulayan yöneticilerine ve sisteme sırtlarını dönmeleri gerekir. Ayrıca tüm Müslümanların, ümmeti parçalara ayıran ve onu düşmanları karşısında zayıflatan kokuşmuş milliyetçiliğe çağrıda bulunmak da dahil olmak üzere Allah Subhanehu ve Teala'nın şeriatından başka bir esasa dayanan her türlü kurtuluş ve bağımsızlık çağrılarını da terk etmeleri gerekir.
Tüm İslam ümmetinin, Keşmir’i kurtaracak, onu Daru'l İslam'a dahil edecek ve Allah Subhanehu ve Teala'nın şeriatını uygulayarak onu yeniden ayağa kaldıracak olan İkinci Raşidi Hilafeti kurmak için çalışması gerekir. Böylece İkinci Raşidi Hilafet; Muhammed b. Kasım'ın (Allah ona rahmet etsin, kabrini genişletip nurla doldursun ve cennetteki derecesini yükseltsin) mübarek yolunu takip eden askeri subayların eliyle Hindu tiranlara son vermenin bir ön adımı olarak Keşmir'i, Hindu devletindeki tüm mazlumlar için parlayan bir model haline getirecektir.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr - Pakistan