- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
El-Raye Gazetesi
Azerbaycan Rejiminin Başörtüsüne Yönelik Savaşı, Yıkılışını Yaklaştıran Bir Kıvılcım Olacaktır!
Ramazan Tosun’un Kaleminden
Azerbaycan Bakanlar Kurulu, geçen 21 Eylül'de çıkardığı 309 sayılı karara binaen; okul üniformasının bütünlüğünü bozan veya genel eğitimin laiklik ilkesiyle çelişen ilave kıyafetlerin giyilmesini yasakladı.
İslam coğrafyasındaki modern tarih okunduğunda, ümmetin kimliği ile devlet cihazının uygulamaları arasında yaşanan en şiddetli çatışma alanlarından birinin eğitim kurumları olduğu görülür. Bir ilim, terbiye ve gelecek inşa etme mekânı olması gereken okullar; ne yazık ki uzun yıllar boyunca, Batı tarzı laiklik dayatmalarının, toplumu mühendislik projeleriyle dönüştürme hırslarının ve İslami sembolleri silme gayretlerinin sahası haline getirilmiştir. Bu dayatmanın en somut, en acı verici ve en simgesel biçimi ise şüphesiz başörtülü öğrenci ve öğretmenlerin okul kapılarından geri çevrilmesi, eğitim ve öğretim haklarının ellerinden gasp edilmesi olmuştur.
Bu süreçte okul kapılarında yaşanan sahneler, insanlık tarihinin en unutulmaz trajedileri arasında yerini aldı. Zira, şafak vakti okullarına giden, ders kitaplarını ellerinde tutan ve sınıflara girmek isteyen genç kızlar, okul kapılarında polis barikatları ve aşağılayıcı kontrol noktalarıyla karşılaştılar; ya başörtülerini çıkarmaya ve inançlarından ve namuslarından vazgeçmeye ya da eğitim hayatlarına veda etmeye zorlandılar. Aynı baskı, hayatını eğitime ve öğrencilerine rehberlik etmeye adamış kadın öğretmenlere de uygulandı. Nitekim, mesleğinden uzaklaştırılan, sürgüne gönderilen, istifaya zorlanan ya da disiplin soruşturmaları nedeniyle hayatları karartılan binlerce kadın öğretmen, inançları ile meslekleri arasında acımasız bir seçim yapmaya zorlandı.
İslam ümmetinin modern tarihi sürecinde yaşamış olduğu bu zorbalık ve baskı ortamı, onun nezdinde sessiz bir kabullenişle karşılanmamış; aksine büyük bir toplumsal direncin ve adalet arayışının fitilini ateşlemiştir; zira ümmetin evlatlarının okul önlerinde başlayan gösterileri, protestoları, hukuk mücadeleleri ve kitlesel gösterileri; bu yasağın sadece baştan çıkarılan bir kumaş parçasıyla ilgili olmadığını, doğrudan ümmetin varoluşu ve akidesiyle ilgili olduğunu kanıtlamıştır. Nitekim annelik duygularıyla evlatlarının yanında duran aileler, inançlı aydınlar ve vicdan sahibi kitleler, bu haksızlığa karşı her zaman seslerini yükseltmişlerdir. Bu sürecin vardığı noktaya bakıldığında ise hak ile batıl arasındaki mücadele kaçınılmaz olarak tecelli etmiştir; zira yıllarca sürdürülen bu katı ve düşmanca yasaklar, ne toplumun bağrındaki İslami kimliği söküp atabilmiş ne de başörtüsünü unutturabilmiştir.
İslam ümmetinin iffetli kadınlarının başörtüsüne saldırı noktasında yaşamış olduğu bu tarihi sürecin son halkası Azerbaycan’da baş göstermiştir. Azerbaycan rejiminin başörtüsüne yani İslam’a olan düşmanlığı yeni bir şey değildir; zira bu rejim, Sovyetler Birliği ve Amerika gibi sömürgeci Batılı devletlerin İslam karşıtı politikaları kapsamında İslam’a ve tezahürlerine yönelik savaşı, uzun yıllar boyunca politikalarının bir parçası haline getirmiştir. İslam’a ve Müslümanlara düşmanlıkta ve kâfirleri dost edinmekte sınır tanımayan Aliyev rejimi, 2010 ile 2011 yılları arasında da başörtüsüne tam bir yasak getirmeye çalışmıştı ancak o dönemde bu karar, ülke genelinde halkın öfkeli tepkilerine ve kitlesel protestolara yol açtığından dolayı geçici olarak kamuoyunun gündeminden kaldırılmıştı. Ancak bu laik rejim, İslam ümmetinin hala canlı olduğunu, geçmişte başörtüsüyle ilgili yaşanan acı tecrübelerin, ümmet için hem büyük bir imtihan hem de unutulmaz bir ders olduğunu ve bunların hala ümmetin zihninde canlılığının koruduğunu ya görmüyor ya da görmezden geliyor olmalı ki tekrar başörtüsü yasağını gündemine taşımış ve bununla ilgili bir karar çıkarmıştır. Ama bu kararın üzerine Azerbaycan’daki çok sayıda kadın öğretmen ve kız öğrenciler, dayatılan kısıtlamaları kendi yöntemleriyle kırmak adına şu sloganı atmışlardır: “Okullar bize yasaklanırsa, meydanlar bizimdir.”
Ayrıca fikri ve siyasi düzeyde aktivistler ve karara karşı çıkanlar, platformlar üzerinden katı laik eğilimlere sert saldırılarda bulunarak, Azerbaycan'da başörtüsüne yönelik baskı kampanyasının "laik milliyetçilik" uygulamasındaki derin bir kusuru ortaya çıkardığını ifade etmişlerdir. (El Cezire Net). Hatta öfke artık gazeteler ve sosyal medya siteleriyle sınırlı kalmamıştır; zira 3 Ekim'de İstanbul'daki Azerbaycan Konsolosluğu önünde bir protesto gösterisi düzenlenmiş… Katılımcılar Türkçe ve Azerbaycan dilinde pankartlar taşımışlardır; bu pankartlardan en öne çıkanlar ise şunlardır: "Azerbaycan'da başörtüsü yasağına hayır", "28 Şubat'ın Azerbaycan'a gelmesine izin vermeyin", "Başörtüsü Müslüman kadının kimliğidir" ve "Bu hatadan geri dönün."
İslam ümmetinin bu tepkisi karşısında şaşkına dönen Aliyev rejimi, geçmişteki tüm tiran rejimler gibi korkutma ve tehdit yöntemlerine başvurmuş; hatta Azerbaycan Başsavcılığı, Aliyev rejimini eleştiren paylaşımlar yapan kişiler hakkında soruşturma başlatılması amacıyla -laikliği benimseme konusunda Azerbaycan geri kalmayan- Türkiye’den uluslararası adli yardım talep edildiğini açıklamıştır.
Ancak tiran Azerbaycan rejimi ve onun başındaki kukla yöneticiler şunu çok iyi bilsinler ki; laiklik savunucuları ve İslam düşmanları ne zaman azıp Firavunlaşsalar, devrilmişler ve tahtlarının temellerini ateşe vermişlerdir. Allah’ın izniyle sizler de; başörtüsüne saldırıp gözyaşları içinde bıraktığınız o küçük kız çocuğunun gözyaşlarında boğulacak ve bizzat gözlerinizle gördüğünüz diğer laik rejimler gibi tarihin çöplüğüne atılacaksınız. Bunu ise gelmesi artık an meselesi olan İkinci Raşidi Hilafet Devleti yapacaktır. Böylece zafer, zorbalık karşısında inancını ve iffetini muhafaza eden, Rabbine olan sadakatini her türlü dünyevi menfaatin üstünde tutan izzetli bir neslin olacaktır. وَيَقُولُونَ مَتَى هُوَ قُلْ عَسَى أَنْ يَكُونَ قَرِيباً “Ne zamanmış o? diyecekler. De ki: Yakın olsa gerek!” [İsra 51]