Logo
Bu sayfayı yazdır

بسم الله الرحمن الرحيم

Soru Cevap
Yemen’deki Askeri Gelişmelerin Boyutları

Soru:

“Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanları, Krallık’ın karşı karşıya kaldığı güvenlik gelişmelerini ve tehditleri görüşmek üzere Mekke Ortak Savunma Anlaşması çerçevesinde Cuma günü Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da bir araya geldi...” (26.09.2026 El Cezire) Bu pakt, Husiler Yemen’in batı sahilinin tamamını veya büyük bölümünü kontrol altına alıncaya kadar sessiz kalmıştır. Ne Suudi Arabistan müdahale etti ne de Amerika. Hatta Trump, Husilerin Kızıldeniz’de Amerikan gemilerine saldırmayacaklarına dair söz verdiklerini, bu nedenle Amerika’nın müdahale etmeyeceğini açıklamıştır! Nitekim öyle de olmuştur. Günlerdir Husiler Batı sahilinde son derece kolay bir şekilde ilerlemişlerdir. 11 Eylül 2026 tarihinde, Husi grubunun Babülmendep üzerindeki kontrolünü tamamladığı duyurulmuştur. Birkaç gün süren saldırı sonucunda grup; Hays, el-Havha, Muha ve Muha Limanı’nı ele geçirerek Bab’ül Mendeb ve Meyyun Adası üzerinde kontrolü sağlamayı başarmıştır... Peki bütün bunlar nasıl bu kadar kolay gerçekleşmiştir? Suudi Arabistan ve onun üçlü ittifakı (Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye) neden müdahale etmemiştir? Amerika, İran’ın uzantılarına karşı olduğunu ilan ettiği hâlde, Husiler İran’ın başlıca uzantılarından biri olarak görülürken neden müdahale etmemiştir?! Dahası Amerika, Husi grubuyla doğrudan iletişim kurduğunu da açıklamıştır. Husi grubu da 20 Eylül 2026 tarihinde Amerika ile temas kurduğunu kabul etmiştir. O hâlde Amerika’nın, İran’la bağlantılı bu grupla ilgili planı nedir?

Cevap:

Meselelerin tam anlamıyla açıklığa kavuşması için aşağıdaki hususların göz önünde bulundurulması gerekir:

1- Yemen’deki uluslararası çatışma, geçen yüzyılın altmışlı yıllarının başından beri son derece şiddetli bir şekilde devam etmektedir. Bu çatışma; Yemen’in eski sömürgecisi İngiltere ile yeni sömürgecisi Amerika arasında yaşanmaktadır. Her iki sömürgeci gücün de kendilerine bağlı bölgesel ve yerel araçları bulunmaktadır. İngiltere’nin Yemen üzerindeki nüfuzu, başta Ali Salih olmak üzere kendisine bağlı unsurlar aracılığıyla 1978’den 2011 yılına kadar devam etmiştir. Ardından onun yerine Mansur Abdurabbuh Hadi gelmiştir. Daha sonra Amerika, ajanı Suudi Arabistan’a Yemen’e müdahale etmesi yönünde talimat vermiş; bunun üzerine 2015 yılında Kararlılık Fırtınası Operasyonu başladığı duyurulmuş ve Suudi Arabistan öncülüğünde sözde Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu kurulmuştur. Ancak gerçekte bu koalisyon Husi grubunu desteklemek için kurulmuştur. Nitekim biz, 26 Mart 2015 tarihinde yayınladığımız bildiride bunu açıkça ortaya koymuştuk: “Amerika, Yemen’deki siyasi ortamın büyük ölçüde İngilizlerin oluşturduğu unsurlardan meydana geldiğini bildiği için, Husilerin Yemen’i zor kullanarak hâkimiyetleri altına alabilmelerini temin etmek amacıyla İran üzerinden onlara çeşitli silah ve askerî teçhizat sağlamıştır... Böylece Husiler, Yemen üzerinde hâkimiyet kurmalarını sağlayacak bir güce sahip olduklarını düşünmüşlerdir. Bu yüzden istediklerini onun çıkaracağı kanunlar yoluyla almak için Cumhurbaşkanı Hadi’yi kuşatma altına almışlardır. Hadi ise kanunlar çıkarıyor ama bu kanunların yürürlüğe girmesini geciktiriyordu. Bunun üzerine Husiler onu ev hapsine aldılar. Ancak Hadi ellerinden kurtularak Aden’e kaçtı. Husiler onun peşinden gittiler, fakat Hadi bir kez daha ellerinden kurtulmayı başardı...”

2- Ardından İngiltere’nin ajanı olan Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan’ın Yemen’i kurtarma bahanesiyle oluşturduğu söz konusu koalisyona sızmıştır. BAE, Yemen’in güneyindeki birçok bölgeyi Husilerin elinden kurtarmış ve böylece İngiltere’nin ve ona bağlı yerel unsurların nüfuzunu güçlendirmiştir. Daha sonra BAE, Husiler açısından hayati önem taşıyan El Hudeyde Limanı’na kadar ilerlemiştir ve neredeyse burayı da ele geçirecekti. BAE, El Hudeyde’den sonra Sana’ya yönelmeyi planlıyordu. Ancak Amerika, insani gerekçeleri öne sürerek BAE’ye karşı dünya kamuoyunu harekete geçirmiş ve İsveç görüşmeleri düzenlenmiştir. Bu görüşmeler sonucunda El Hudeyde kentinde ateşkes ilan edilmiş, BAE güçlerinin ve Tarık Salih liderliğindeki milislerinin geri çekilmesi kararlaştırılmıştır. Böylece şehrin güvenliği Husilerin elinde kalmaya devam etmiştir. Nitekim biz, 20 Aralık 2018 tarihinde yayımladığımız bir soru-cevapta şöyle demiştik: “İngiltere, İran’dan gelen desteğin Husilerin bel kemiğini oluşturduğunu biliyordu. Sana Havaalanı uçuşlara kapatıldıktan ve Güney limanlarında kontrolü sağlandıktan sonra El Hudeyde limanı, Husilere lojistik destek ulaştırmanın neredeyse tek arteri haline gelmişti. Bu nedenle BAE, El Hudeyde limanında kontrolü sağlamak için limana doğru hareket etti. El Hudeyde çevresindeki çatışmalar ve kuşatma, insanlık başlığı altında Amerika’nın büyük tepkisine neden oldu. El Hudeyde limanından milyonlarca Yemenliye insani yardım ulaştırıldığı kaydedildi. Bir anda Amerika, insanlık abidesi kesilivermişti. Oysa Suriye’de kuşatma ve varıl bombaları ile insanlık değerini Birleşmiş Milletler’in ayakları altında çiğneyen ABD ve ajanlarıydı... Ama Amerika, İran’dan gelen askeri desteğe açık tutmak için bahaneler arıyordu...”

3- 2022 yılında Suudi Arabistan’da, Cumhurbaşkanı Hadi’nin yerine Reşad el-Alimi başkanlığında bir Yemen Başkanlık Konseyi kurulduğu duyuruldu. 7 Nisan 2022 tarihinde Hadi, bütün yetkilerini bu konseye devretti. Öncesinde 2 Nisan 2022’de Yemen’de savaşan tarafların, iki aylık ateşkes üzerinde anlaştığı açıklandı... Ateşkes aynı gün 2 Nisan 2022 tarihinde yürürlüğe girdi. Birleşmiş Milletler ve Amerika Birleşik Devletleri bu beklenmedik ateşkesi memnuniyetle karşıladılar ve ateşkesin uzatılması çağrısında bulundular... Başkanlık Konseyi üyelerinin çoğunun İngiltere’nin eski adamlarından olmasına rağmen Amerika, Suudi Arabistan aracılığıyla Konsey Başkanı Reşad el-Alimi’yi kendi tarafına çekmeyi başardı. El-Alimi, geçmişte İngilizlere bağlı isimlerden biriydi. Nitekim eski Yemen Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih döneminden itibaren önemli siyasi görevlerde bulunmuştu. Ancak Suudi Arabistan’da ikamet etmesi ve Suudi Arabistan’ın sağladığı mali ve güvenlik desteklerine büyük ölçüde bağımlı olması, Riyad’a onun üzerinde güçlü bir nüfuz kurma imkânı verdi. Bu nüfuz son dönemde daha da güçlendi... Konseyin diğer üyelerinin büyük çoğunluğu ise Birleşik Arap Emirlikleri’ne, yani İngilizlere bağlı isimlerdi. Nitekim biz 20 Nisan 2022 tarihli soru cevapta şöyle demiştik: “Başkanlık Konseyi’nin tüm üyelerinin, BAE ve Cumhurbaşkanı Hadi ekibince desteklendiği, böylece konseydeki aktif görüşün İngiltere’ye bağımlı olduğu göze çarpıyor.” Böylece gerek ateşkes, gerek söz konusu karar, gerekse Başkanlık Konseyinin oluşturulması, Amerikan-İngiliz uzlaşısı sonucunda gerçekleşmiştir. Bunlara bağlı ajanlar ve bu devletlerin yörüngesinde hareket eden taraflar da söz konusu uzlaşıya uygun hareket etmişlerdir... Ancak her hâlükârda bu uzlaşı kalıcı değildir. Bilakis yalnızca bu uzlaşıyı gerekli kılan şartlar değişinceye kadar devam edecektir!

4- Nitekim gelişmeler tam da bu şekilde ilerlemiştir. 2025 yılının sonlarında, Yemen’de Birleşik Arap Emirlikleri tarafından desteklenen ve Başkanlık Konseyi üyesi olan Aydarus ez-Zübeydi liderliğindeki Güney Geçiş Konseyi güçleri, Hadramut ve el-Mehra bölgelerine asker konuşlandırmış ve bunun üzerine durum son derece karmaşık bir hâl almıştı. Suudi Arabistan öncülüğündeki Yemen Koalisyonu, 30 Aralık 2025 tarihinde yaptığı açıklamada, Hadramut vilayetindeki Mukalla Limanı’na Birleşik Arap Emirlikleri’nden ulaştırılan silahları ve savaş araçlarını hedef alan sınırlı bir askerî operasyon gerçekleştirdiğini duyurmuştur. Tehdit ve baskılar daha sonra da devam etmiştir. Nihayet Birleşik Arap Emirlikleri boyun eğmek zorunda kalmış ve Yemen’deki güçlerini geri çekeceğini açıklamıştır. Suudi Arabistan, Yemen’de BAE’ye bağlı unsurları (Aydarus ez-Zübeydi liderliğindeki Güney Geçiş Konseyini) Hadramut ve el-Mehra’dan çekilmeleri için tehdit etmeye ve uyarmaya devam etmiştir. Bunun üzerine Yemen’deki Güney Geçiş Konseyi güçleri geri çekilmeye başlamıştır. Ardından El Zübeydi, 8 Ocak 2026 tarihinde Somaliland üzerinden Abu Dabi’ye kaçmıştır!

5- Görünen o ki son dönemde batı sahilinde yaşananlar, yani bu ayın 3’ü ile 11 Eylül tarihleri arasında Husilerin Hays, el-Havha, Muha, Muha Limanı, Meyyun Adası ve Kızıldeniz’in güneyindeki diğer Yemen adalarını ele geçirerek Babülmendep’e kadar ulaşmaları, 2018 yılında BAE’nin ve ona bağlı yerel unsurların El Hudeyde’den çıkarılmasıyla ve 2025 yılının sonu ile 2026 yılının başında BAE ve ona bağlı unsurların Hadramut ve el-Mehra’dan çıkarılmasıyla benzerlik göstermektedir. Bu gelişmelerin birbirine benzediğini söylüyorum, zira Amerika, Husilerin gerçekleştirdiği bu operasyonla Batı Sahili’ndeki ajanlarına darbe vurarak İngiltere’nin Yemen’deki nüfuzuna darbe indirmek istemiştir. Nitekim BAE’nin hamiliğini yaptığı ve efendisi İngiltere’nin talimatıyla kol kanat gerdiği Tarık Salih liderliğindeki “Cumhuriyet Muhafızlarının çekirdeğini oluşturduğu Ulusal Direniş” adı verilen güçler, sonunda Muha’nın ve Kızıldeniz kıyısındaki Halid Askerî Kampı’nın düşmesiyle ağır bir darbe almış ve böylece Husi grubu Kızıldeniz’in Yemen’e ait sahillerinin tamamı üzerinde hâkimiyeti sağlamıştır. Muha’nın 10 Eylül 2026 tarihinde düşmesi, bu direnişin lideri olan İngiliz ajanı ve BAE destekli eski Cumhurbaşkanı Ali Salih’in yeğeni Tarık Salih’e ağır bir darbe indirmiştir. Bu gelişme, İngiltere’nin diğer ajanı Aydarus el-Zübeydi’nin hezimete uğratılıp BAE’ye kaçmak zorunda kalmasının ardından, İngiltere’nin ajanlarını tasfiye edilmesine yönelik bir başka adım niteliğindedir. Bu gelişme dikkatle incelendiğinde, Suudi Arabistan’ın Cumhuriyet Muhafızlarının içine kendisine bağlı unsurlar yerleştirmeyi başarmış olması kuvvetle muhtemeldir. Bu unsurlar da Suudi Arabistan’dan aldıkları talimatlar doğrultusunda batı sahilindeki mevzilerinden çekilmişlerdir... Bu durum, Tarık Salih liderliğindeki Cumhuriyet Muhafızları içerisindeki İngiliz yanlısı güçlerin düzenini bozmuş ve onlarda panik yaratmıştır. Bunun üzerine Tarık Salih, internette yayımlanan ses kayıtlarından da anlaşıldığı üzere, bütün kuvvetlerine şehirdeki tüm mevzilerden geri çekilmeleri talimatını vermek zorunda kalmıştır. Tarık Salih yaşananları, “içeriden ihanetler” şeklinde nitelendirmiştir. Bununla Cumhuriyet Muhafızları içerisindeki Suudi Arabistan yanlısı kanatları kastettiği açıktır. Ayrıca “kardeşler tarafından yüzüstü bırakılmak” ifadesini kullanmıştır. Bununla da bizzat kendisini desteklemek ve Husilerin ilerleyişine darbe vurmak üzere harekete geçmeyen Suudi Arabistan’ı kastetmektedir. İşte tüm bunların sonucunda Husiler, tıpkı daha önce Sana’ya girdikleri gibi, bu bölgelere de kayda değer hiçbir direnişle karşılaşmadan girmişlerdir!

6- Suudi Arabistan’ın ortak üçlü ittifakı devreye sokup bu ittifaktaki ortakları olan Pakistan ve Türkiye’den müdahalede bulunmalarını talep etmemiş olması da bunu doğrulamaktadır. Bu da Suudi Arabistan’ın da işin içinde olduğunu ve Husilere karşı ciddi bir askerî harekâtta bulunmak istemediğini göstermektedir. Çünkü söz konusu ittifakın kurulmasının arkasındaki güç olan Amerika, Suudi Arabistan’daki bazı bölgeleri hedef almalarına rağmen Husilere karşı bu ittifakın harekete geçirilmesini ve müdahalede bulunmasını istememiştir! Türkiye ve Pakistan ise yalnızca kınamalarla ve yardıma hazır olduklarına dair yaptıkları ciddi olmayan açıklamalarla yetinmişlerdir. Dahası, İbn Selman ne Türkiye’ye ne de Pakistan’a başvurmuş ne de kendilerine herhangi bir yardım çağrısında bulunmuştur. Yemen’in batı sahilinin tamamı veya büyük bölümü Husilerin eline geçinceye kadar beklemiş, ancak bundan sonra Husilerin saldırıları karşısında Suudi Arabistan’a yardım meselesini görüşmek üzere Mekke İttifakı’nı toplantıya çağırmıştır! “Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanları, Krallık’ın karşı karşıya kaldığı güvenlik gelişmelerini ve tehditleri görüşmek üzere Mekke Ortak Savunma Anlaşması çerçevesinde Cuma günü Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da bir araya geldi... Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı, ortak caydırıcılığın ve kolektif savunmanın güçlendirilmesine katkı sağlayacak şekilde 3 ülkenin silahlı kuvvetleri arasındaki iş birliğini ilerletmenin, istihbarat iş birliği, askeri koordinasyon ve kabiliyet entegrasyonunu geliştirmenin yollarının ele alındığını açıkladı... Bakanlığa göre genelkurmay başkanları güvenlik durumunu değerlendirdiler; ayrıca Mekke-i Mükerreme’yi ve Suudi Arabistan’ın sivil altyapısını hedef alan saldırıları kınadılar. Bayraktaroğlu, Munir ve Al-Ruwaili, Suudi Arabistan’ın güvenliğini, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü savunma konusundaki üç ülkenin kararlılığını yansıtan, kolektif savunmaya olan bağlılıklarını güçlü bir şekilde yinelediler...” (26.09.2026 El Cezire) Yani bu toplantı, Husilerin Yemen’in batı sahili üzerindeki hâkimiyetlerini sağlamlaştırmalarından sonra gerçekleşmiştir!

7- Ayrıca Amerika, her fırsatta İran’ın uzantılarını vurduğunu defalarca ilan etmesine rağmen müdahalede bulunmamış ve Husileri hedef almamıştır. Suudi Arabistan’dan da Husileri vurmasını istememiş, üçlü ittifakı harekete geçirmesi yönünde herhangi bir talepte de bulunmamıştır. Oysa Amerika’nın, İran’ın Suriye, Irak ve Lübnan’daki diğer uzantılarına karşı son derece sert tedbirler aldığı biliniyor. Husiler de Yemen’de İran’ın güçlü bir uzantısı olmalarına rağmen, Amerika ve Suudi Arabistan onlara karşı İran’ın diğer uzantılarına uyguladıkları türden kesin ve kararlı bir adım atmamışlar, dolayısıyla Husilerin Yemen’in batı sahilini ele geçirmelerini önlemek için harekete geçmemişlerdir! Amerika ile Suudi Arabistan’ın bu husustaki iş birliği ve suç ortaklıkları basiret sahibi herkes için gün gibi aşikârdır. Nitekim Reuters, 13 Eylül 2026 tarihinde üç kaynağa dayanarak şu bilgiyi aktarmıştır: “ABD Başkanı Trump, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirmiştir.” Trump, İbn Selman’ı: “Benim iyi bir dostum.” şeklinde nitelendirmiş ve ardından “Her şeyin yoluna gireceğini söyleyebilirim. Her şey gayet iyi olacak” demiştir. Bu ise söz konusu iş birliği ve suç ortaklığının arkasında Trump’ın olduğu anlamına gelmektedir. Çünkü “Her şeyin yoluna gireceğini ve her şeyin gayet iyi olacağını” söylemesi, olayların Amerika’nın istediği doğrultuda ilerleyeceğini ve sonucun onun lehine gerçekleşeceğini ifade etmektedir! ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Husilerin batı sahilindeki ilerleyişi devam ederken Suudi Arabistan’ı ziyaret etmesi, ülkenin yöneticisi İbn Selman ile görüşmesi ve görüşme sırasında şu açıklamayı yapması da bunu doğrulamaktadır. “Amerika’nın Suudi Arabistan ile son derece güçlü askerî ve savunma ilişkileri bulunmaktadır. Biz de bu gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz.” Amerikalı yetkilinin, Amerika’nın olayları yakından takip ettiğini söylemesi, aslında Amerika’nın olan biten her şeyden haberdar olduğunu göstermektedir!

8- Amerika’nın Yemen hükümetinin askerî müdahale talebini reddetmesi de bunu teyit etmektedir. Nitekim Reuters, 21 Eylül 2026 tarihinde Yemenli bir kaynak ile Batılı bir kaynağa dayanarak şu bilgiyi aktarmıştır: “Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, dün gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde Trump’tan askerî yardım talep etmiştir. Kaynaklar, Trump’ın görüşme sırasında askerî destek sağlanacağına dair herhangi bir doğrudan taahhütte bulunmadığını belirtmişlerdir.” Aynı şekilde Trump da şu açıklamada bulunmuştur: “Husiler bizi aradı; bizimle savaşmak istemiyorlar. Üzerlerine gitmemizi istemediklerini belirttiler. Dahil olmamamızı kesinlikle tercih ediyorlar. Çoğu geminin geçişine izin veriyorlar.” (13.09. 2026 el-Arab el-Cedid) Reuters de 16 Eylül 2026 tarihinde beş kaynağa dayanarak şu bilgileri aktarmıştır: “Amerikalı yetkililer, hafta sonu Maskat’taki ABD Büyükelçiliği içerisinde Yemen’deki Husi grubunun temsilcileriyle gizli bir toplantı gerçekleştirdiler. Görüşmelere, aralarında ABD yaptırımlarına tabi olan grubun sözcüsü Muhammed Abdüsselam ile Abdülmelik el-Acrî’nin de bulunduğu önde gelen Husi yetkililer katıldı. Bu kaynaklar, Husi temsilcilerinin görüşme sırasında Washington ile 2025 yılında imzalanan ateşkes anlaşmasına bağlı kalacaklarına ve Amerikan veya İsrail gemilerini hedef almayacaklarına söz verdiklerini, ancak ‘düşman’ gemilerine saldırma hakkını saklı tuttuklarını belirttiler.” Husi grubunun Siyasi Büro Üyesi Muhammed el-Buhayti de 20 Eylül 2026 tarihinde Sana’dan Amerikan Associated Press ajansına Zoom üzerinden verdiği röportajda, grubu ile Amerika arasında Umman Sultanlığı aracılığıyla dolaylı temasların gerçekleştiğini kabul etmiştir. El-Buhayti, Husi grubunun Trump yönetimine Amerika’yı veya Amerika’ya ait gemileri Kızıldeniz’de ve Babülmendep Boğazı’nda hedef alma niyetinde olmadığını bildirdiğini, mevcut operasyonlarının ise Suudi Arabistan’a yönelik olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca Washington’ın, Husi kuvvetlerinin Yemen’in batı sahilinde ilerlediği ve Bab’ül Mendeb Boğazı’na hâkim bölgelere ulaştığı sırada grupla temas kurduğunu da belirtmiştir.” Bütün bunlar, yaşananların Amerika’nın planlaması doğrultusunda gerçekleştiğini ve Husi grubunun da bilerek bu plana göre hareket ettiğini göstermektedir!

9- Yemen’in batı sahilinde Husilerin gerçekleştirdiği ve hâlen sürdürdüğü saldırılar dikkatle incelendiğinde, Husilerin neredeyse bütün sahili kontrol altına almak üzere oldukları halde Amerika’nın Aden’deki Yemen hükümetinin yardımına koşmak için harekete geçmemesi, aynı şekilde Husi saldırıları kendisini hedef aldığı halde Suudi Arabistan’ın da ciddi bir müdahalede bulunmaması, bunun yanı sıra Husi temsilcilerinin Umman’ın başkenti Maskat’ta Amerikalılarla yaptığı görüşmeler, Aden hükümetinin talebine rağmen Amerika’nın Batı Sahili’ndeki Husi saldırılarını püskürtmek için müdahale etmeyeceğine dair yukarıda zikredilen açıklamalar; Husilerin Yemen’in batı sahilinin büyük bölümünü ele geçirmelerinin Amerika ve Suudi Arabistan’ın onayıyla gerçekleştiğini göstermektedir. Görünüşe göre bu sinsi planın arkasında şu üç temel hedef yatmaktadır:

Birincisi: Husilerin Yemen yönetimine ortak edilmesi, hatta yönetimde esas ve belirleyici rolün kendilerine verilmesi; ardından Yemen’deki İngiliz yanlısı unsurların kademeli biçimde iktidardan uzaklaştırılmasıdır. Özellikle de İngilizlere bağlı unsurlar Yemen’de bütünüyle tasfiye edilmiş değildir. Bunların bir kısmı hâlen Başkanlık Konseyinde veya onun etrafında toplanmaktadır.

İkincisi: Bu gelişmeyi İran’daki yönetimi teşvik etmek ve New York’taki Amerikan-İran görüşmelerinde de görüldüğü üzere Amerika’ya karşı tutumlarının yumuşamasına zemin hazırlamak için bir havuç olarak kullanmak. Aynı şekilde İran Cumhurbaşkanı ve İran Dışişleri Bakanlığı tarafından sunulan ve İran’ın tekrar Amerikan yörüngesine dönmek için Trump’ın onaylayacağını umdukları ancak Trump’ın, İran’ın yalnızca Amerika’ya tabi bir ajan olarak devam etmesinde ısrar etmesi nedeniyle küstah bir şekilde reddettiği plan da bu yumuşamanın bir göstergesidir.

Üçüncüsü: Bu, bir nevi savaşçının dinlenmesi olarak değerlendirilebilir. Zira Amerika yaklaşık bir ay sonra ara seçimlere gidecektir. Seçim süreci ise özellikle askerî çatışmalar olmak üzere mevcut gerilimlerin seçimler sona erinceye kadar yatıştırılmasını gerektirmektedir...

Görünen o ki bu üç hedef, tek tek veya bir bütün olarak Amerika ve Suudi Arabistan’ın Husilere karşı gösterdiği bu anlaşılmaz sessizliğin ve Batı sahilinin Husilere altın tepside sunulmasının asıl sebebidir. İşte bu yüzden Husilerin Batı Sahili’ni kolayca ve zahmetsizce kontrol altına almalarına imkân sağlanmıştır!

10- Böylece Yemen’de İngiliz-Amerikan çatışmasının son derece şiddetli biçimde devam ettiğini, ancak bunun bölgesel ve yerel araçlar üzerinden yürütüldüğünü görüyoruz. Yemen halkı ise bu çatışmanın yakıtı haline getirilmiş ve onlarca yıldır bu çatışmadan dolayı büyük acılar çekmekte, ağır bedeller ödemektedirler. Bu aparatların önceliği halkın menfaatleri değil, kendi şahsi çıkarlarıdır. Bu nedenle Yemen’in kurtuluşu, ancak birbirleriyle mücadele eden sömürgeci devletlerin ülkede kalmasına ve nüfuzlarını yaymasına imkân sağlayan bu araçlardan kurtulmakla mümkündür. Bu kurtuluş ise ancak Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafetin kurulmasıyla gerçekleşebilir. Hilafet, Allah’ın bir vaadi:

وَعَدَ اللهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْأَرْضِ “Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına dair vaatte bulunmuştur.” [Nur 55] Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in bir müjdesidir:

ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ “Sonra Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır” [Ahmed ve Tayalisi] Bu itibarla biz, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in

الْإِيمَانُ يَمَانٍ هَا هُنَا “İman Yemenîdir, işte buradadır” [Buhari] ve yine

الْفِقْهُ يَمَانٍ وَالْحِكْمَةُ يَمَانِيَةٌ “Fıkıh Yemen’dedir. Hikmet Yemen’dedir.” [Buhari ve Müslim] sözleriyle övdüğü Yemen halkını, güçlü ve aziz olan Allah’ın vaadini ve Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesini gerçekleştirmek ve böylece her iki cihanda da kurtuluşa ermek için hep birlikte çalışmak üzere Hizb-ut Tahrir’e yardım etmeye çağırıyoruz; ki en büyük kurtuluş işte budur.

H.15 Rabiu’s Sânî 1448
M.27 Eylül 2026

Template Design © Joomla Templates | GavickPro. All rights reserved.