حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Lübnan Vilâyeti
Medya Bürosu
| No: LB-BA-2026-MB-TR-13 |
H. 29 Rabi-ul Evve 1448 M. Cuma, 11 Eylül 2026 |
Yöneticilerin Başları Ne Kadar Çok Eğilirse, Yahudi Varlığının Küstahlığı da O Kadar Artıyor
Politik küstahlığın ve askeri azgınlığın sınırlarını aşan, Müslümanların yöneticilerini hiçe sayan bir tabloyla karşı karşıyız. Şeyh Dağı’na çıkan suçlu Benjamin Netanyahu, tüm bölgeyi hafife almakta; dünyaya, o stratejik tepeden Şam üzerindeki hegemonyasını ilan etmekte, saldırgan iştahını öve öve bitirememekte, Lübnan, Suriye ile Ürdün’deki Yermük Nehri’nin hepsinin kendi kontrolü altında bulunduğunu belirmektedir.
Bu utanç verici görüntü, Yahudi varlığı ordusunun Güney Lübnan’daki işgal alanını genişletmeyi sürdürdüğü ve güneydeki köy ve kasabalara karşı adeta “yakıp yıkılmış toprak”, hatta “patlayıcılarla döşenmiş toprak” politikası uyguladığı, insanları katlettiği, göç ettirdiği ve köy ile kasabaları yerle bir ettiği bir dönemde gerçekleşmektedir. En son Yahudi varlığı, patlama depreminin bölgenin dört bir yanına ulaştığı Nebatiye’deki Ali el-Tahir tepesinin gösterişli bir biçimde patlattı.
Gazze’de de durum aynı; Yahudi varlığı, taşlarını öğütmeye ve halkını yok etmeye devam etmektedir. Suriye’yi de her fırsatta bombalamaktadır. Batı Şeria’da toprakları gasp etmeyi, halka zulmedip onları aşağılamayı sürdürmekte, Mescid-i Aksa’nın mahremiyetini ayaklar altına almaktadır. Bunlar yetmezmiş gibi bir de Türkiye ve Mısır’a tehditler savurmaktadır... Bu manzara karşısında Müslümanların yöneticilerinin tutumlarının ise açık bir acziyet, apaçık bir tavizkarlık ve utangaç bir kınama arasında gidip geldiğini görüyoruz!
Lübnan yönetimi ise Yahudi varlığının kibrini artıran ve katliam, işgal, yıkım, patlatma ve yerinden etme cüretini daha da şiddetlendiren zillet müzakerelerinde diz çökmeye devam etmektedir! Peki Müslüman beldelerindeki mevcut rejimlerin başımızı ağrıttığı o meşhur “egemenlik” nerede?! Biz bu sözde egemenliğin, ancak ve ancak Müslüman ülkeleri arasındaki sınırları sağlamlaştırmak ve Müslümanların boğazındaki ilmeği sıkmak söz konusu olduğunda ortaya çıktığını görüyoruz. Bunun da elbette tek bir amacı vardır: Onların düşmanlarına karşı birleşmesini engellemek.
Yahudi varlığı ordusu, Nebatiye’deki Ali et-Tahir Tepesi’ni 1100 ton patlayıcıyla havaya uçurduğunda ve bu patlamanın şiddeti uzak bölgelerden bile hissedildiğinde ise o egemenliğin buhar olup uçtuğunu görüyoruz. O zaman bu egemenlik sahiplerinin, yiğitlik ve gurur dolu nutuklarını bir kenara bırakıp acziyet, çaresizlik ve düşman karşısında direnişi hafife alan söylemlere sığındıklarını görüyoruz! Oysa Yahudi varlığı göründüğünden çok daha zayıftır; son olaylar, onun sahip olduğu o hayali gücün sebebinin Müslümanların yöneticileri olduğunu kanıtlamıştır. Yahudi varlığı bu yöneticilerin gölgesidir ve onlar yok olduğunda o da yok olacaktır.
Allah Azze ve Celle’yi gazaplandıran bu utanç verici tutumlar, yöneticilerin tahtlarını korumaya yetmeyecek, aksine Yahudi varlığının genişlemeci hırsları karşısında yok olup gideceklerdir.
Bizler, şer’i sorumluluğumuzun bir gereği olarak önemle şu hususların altını çiziyoruz:
- Bu varlık bölgede kötü huylu bir hastalıktır ve Müslüman ordularının cihadıyla sökülüp atılmalıdır.
- Lübnan yönetiminin Yahudi varlığıyla müzakerelere devam etmesi büyük bir ihanettir.
- Yahudi varlığının küstahlığı ve nobranlığı onun gücünün bir kanıtı değildir, aksine Müslümanların yöneticilerinin suç ortaklığının ve İslam ordularının ihmalkârlığının doğrudan bir sonucudur.
- İslam; yöneticilere orduları seferber etmeyi, düşmanlarla cihat etmeyi ve mustazaflara yardım etmeyi farz kılmıştır. Yöneticilerimiz bizden ve doğru yolda olduklarında, ülkeleri fetheder, düşmanları hezimete uğratır ve Allah’ın şeriatını tatbik ederdik. Nerede Râşit Halifeler Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali’ler? Nerede Müslümanların sancağını dünyanın her yerinde dalgalandıran Harun Reşit, Mutasım ve Süleyman Kanuni gibiler...? Onlar nerede, bugünkü yöneticiler nerede?!
- Günümüzün yöneticileri, Ümmetin düşman karşısında birleşmesini engellemek için çırpınmaktadırlar. Hatta onlar, Batı’nın beldelerimiz ve servetlerimiz üzerindeki tahakkümünün devam etmesinin asıl sebebidirler. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:
فَإِذَا جَاءَ وَعْدُ الْآخِرَةِ لِيَسُوءُوا وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُوا الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُوا مَا عَلَوْا تَتْبِيراً “İki vaatten ikincisinin vakti gelince, yüzünüzü üzüntüye sokmaları, kötülük yapmaları, önceden Mescid’e girdikleri gibi girmeleri, ele geçirdikleri yerleri harap etmeleri için onları tekrar göndereceğiz.” [İsra 7]
| حزب التحرير Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilâyeti Medya Bürosu |
Adres Bilgileri ve Web Sitesi Road 200, Tarabulus/Tripoli – Lebanon Telefon: 03–155103 / 03–446709 www.tahrir.info |
Fax: 06–629524 E-Mail: ht@tahrir.info |



