حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Ürdün Vilâyeti
Medya Bürosu
| No: RD–BA–2026–MB–TR–07 |
H. 13 Rabi’-ul Âhir 1448 M. Cuma, 25 Eylül 2026 |
Eğer Kral, Yahudi Varlığına Karşı Uyarılarında Ciddiyse, O Zaman Fiili Adım Atarak Ona Karşı Savaş İlan Etmelidir
Kral II. Abdullah’ın 22 Eylül 2026 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada şu hususlar yer almıştır:
- İsrail hükümetinin Batı Şeria’daki politikası zorla yerinden etmedir ve bir savaş suçudur.
- Gazze’de yaşananlar Filistin varlığını ortadan kaldırma ve yeni bir gerçeklik dayatma girişimidir.
- İsrail hükümetinin yayılmacı emelleri artık bölgesel bir tehdit oluşturmaktadır.
- Şu anda Batı Şeria’nın dört bir yanında yaşananlar tek bir politikanın parçasıdır Bu politikanın açık bir adı vardır: zorla yerinden etme. Bu da bir savaş suçudur.
- Ürdün açısından mesele gün gibi açıktır: Kuzey sınırlarımıza veya su güvenliğimize yönelik her türlü tehdit, ulusal güvenliğimize yönelik bir tehdittir.
Yahudi varlığıyla yaşanan çatışmanın gerçekliğini, onun Gazze ve Batı Şeria’yı işgal ettiği günden bu yana işlediği suçları, yayılma girişimlerini, Suriye’ye, Lübnan’a ve diğer ülkelere yönelik saldırılarını anlatan bu ifadeler, sırf kralın ağzından çıktığı için Ürdün halkı ve bütün Müslümanlar açısından meseleyi açıklığa kavuşturmuş değildir. Kralın bu sözleri, halkın içindeki büyük öfkeyi dindirmek, Müslümanların duygularına hitap etmek ve artık bıkkınlık uyandıran diplomasiye karşı yükselen hoşnutsuzluğu bastırmak için yapılan bir manevradan başka bir şey değildir. Zira Kral, küçük büyük uluslararası platformlarında ağlayıp sızlamaktan, kınama ve telin bildirileri yayımlamaktan öteye geçememektedir.
Konuşmada dile getirilen bu itiraflar, aslında bizzat Kral’ın izlediği siyasetin ne kadar çelişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Mademki Ürdün diplomasisi yıllardır dünyayı ve uluslararası nizamı kulaklarını sağır etmişse ve şimdiye kadar izlenen diplomasi Kral’ın kendi deyimiyle hiçbir sonuç vermemişse; on yıllardır uluslararası hukuk görmezden geliniyorsa; Yahudi varlığı söz konusu olduğunda alınan tüm kararlar “kağıt üzerinde bir mürekkep” olarak kalmaktan öteye geçmiyorsa; o halde rejimin hala ısrarla bu kısır yolda yürümesinin anlamı ve mantığı nedir?
Yahudi varlığının genişlemeci emelleri ve saldırıları, kuruluşundan beri hiç durmamıştır, Filistin, Lübnan ve Suriye halkını öldürüp yerlerinden etmesi yeni değildir. Bunlar, onunla imzalanan zillet anlaşmalarından önce de vardı, sonra da devam etmiştir. Bugün hala Yahudi varlığı ile normalleşen Arap devletleri arasındaki güvenlik ve askeri koordinasyon tüm hızıyla sürmektedir. Bütün bunların, sömürgeci kâfir Amerika ve Avrupa’nın planlarına boyun eğmekten, onlara tabi olmaktan ve bu buluntu varlığı desteklemeye devam etmekten başka ne anlamı olabilir ki?! Ürdün rejimi, Oslo’dan bu yana haritadan silinen ve hiçbir hükmü kalmayan “İki Devletli Çözüm” masalına daha ne kadar bel bağlayacak? Oysa “İki Devletli Çözüm”, Yahudi varlığını tanımak ve Filistin halkının haklarını gasp etmek anlamına gelen haince bir projedir.
Kral konuşmasında, Yahudi hükümetinin Batı Şeria’da izlediği politikanın zorla yerinden etme anlamına geldiğini ve bir savaş suçu olduğunu söylüyor; Gazze’de yaşananların Filistin varlığını yok etme ve yeni bir gerçeklik dayatma girişimi olduğunu belirtiyor. Ardından Ürdün açısından meselenin gün gibi açık olduğunu belirterek “Gerek kuzey sınırlarımıza gerekse su güvenliğimize yönelik her türlü tehdit ulusal güvenliğimize yönelik bir tehdittir. Ürdün gözlerini başka tarafa çevirmeyecektir. Güvenliğimizi, suyumuzu ve halkımızın çıkarlarını korumaya devam edeceğiz.” diyor. Kral’a şunu sormak gerekir: Madem durum gün gibi ortadadır, o halde bu durum karşısında derhal savaş hali ilan edilmesi gerekmez mi? Tüm askeri, güvenlik ve ekonomik ilişkilerin kesilmesi, zillet ve utanç anlaşmalarının yırtılıp atılması ve Yahudi varlığını ortadan kaldırmak için tüm askeri imkanların seferber edilmesi gerekmez mi? Sahi, Riyad’daki zirvede; “Söz değil, ciddi tutumlar istiyoruz.” diyen de bizzat kendisi değil miydi?!
Şeyh Dağı’ndan (Hermon) Arap yöneticilere seslenen, varlığının Suriye, Lübnan ve Kuzey Ürdün de dahil olmak üzere bütün bölgeyi kontrol ettiğini söyleyen Netanyahu’nun küstahlığı zirveye ulaşmıştır. Gazze ve Batı Şeria’daki saldırganlığı da en ileri seviyeye varmıştır. Yerleşimcilerin saldırıları tavan yapmıştır. Yeni yerleşimler kurulmakta, bölge halkı üzerindeki baskı daha da artırılarak göçe zorlanmaktadır. Dolayısıyla bu varlığa karşı ne diyalog işe yarar ne uluslararası kurumların tedbirleri ne onun Müslüman Arap çevresine entegre edilmesi ne de normalleşme ihanetleri. Bilakis ona karşı yegâne pratik ve şer’i çözüm, onu kökünden söküp atmak ve ümmeti onun kötülüklerinden kurtarmaktır. Çevresindeki İslam ülkeleri, topluca, hatta tek tek dahi hareket ettiklerinde Allah’ın izniyle çok kısa bir sürede onu yeryüzünden silebilecek güçtedirler.
وَقَاتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ الَّذِينَ يُقَاتِلُونَكُمْ وَلَا تَعْتَدُوا إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ“Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda savaşın; fakat haddi aşmayın. Şüphesiz Allah haddi aşanları sevmez.” [Bakara 190]
| حزب التحرير Hizb-ut Tahrir Ürdün Vilâyeti Medya Bürosu |
Adres Bilgileri ve Web Sitesi Telefon: http://www.hizb-jordan.org/ |
E-Mail: info@hizb-jordan.org |



