- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
Ahmed Şara, İhanet İşleyeceğini Açıklıyor
Haber:
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara şöyle dedi: “Bir dizi ülkenin katılımıyla İsrail ile bir güvenlik anlaşmasına varmak için çalışıyoruz; bu anlaşmanın, Suriye'nin işgal altındaki Golan Tepeleri üzerindeki hakkından vazgeçmeden kapsamlı bir barışa zemin hazırlamasını umuyoruz; İsrail ile çatışmaktan kaçınıyoruz ve onunla herhangi bir çatışmaya girmekte bir çıkar görmüyoruz ve (İsrail ile) devam eden güvenlik düzenlemelerinin başarılı olmasının daha geniş kapsamlı bir uzlaşmanın önünü açabilir.” (El Cezire, 26/7/2026)
Yorum:
Bu, Ahmed Şara'nın yaptığı ilk açıklama değildir; aksine bunun öncesinde, iktidara geldiği ilk günden itibaren hem kendisinin hem de dışişleri bakanı ve hükümetindeki diğer yetkililerin yaptığı birçok açıklama vardır.
Sanki onun iktidara gelmesinin şartı, Yahudi varlığıyla savaşmamak, ona boyun eğmek ve onunla kapsamlı bir barış anlaşması imzalamaktır. Yani Amerika’nın bölgedeki tüm yöneticilerden talep ettiği şeydir.
Eski yöneticiler de, Ahmet Şara ve beraberindekilerin içine düştüğü bu kirli bataklığa batıncaya kadar, sahte olduğu hâlde sanki kahramanca işler yapıyormuş gibi görünmüşler ve yıllarca insanları aldattıkları hamasi söylemlerde bulunmuşlardı. “İsrail ile çatışmaktan kaçınıyoruz ve onunla herhangi bir çatışmaya girmekte bir çıkar görmüyoruz” dediğinde, artık Filistin onu ilgilendirmeyen ve umurunda bile olmayan bir hale gelmiştir. Dolayısıyla Şara'nın da İslam beldelerinin başına dikilmiş diğer ajan yöneticilerden bir farkı yoktur. Nitekim ulusal zihniyete göre sadece Golan'ı önemsiyor ama onu geri almak için de ciddi bir eylemde bulunmak istemiyor; aksine tıpkı Suriye'nin eski yöneticileri gibi, onun Suriye'ye ait olduğunu söylemeye devam ediyor!
Mısır’da Abdünnâsır, yönetiminin yaklaşık 16. yılının ardından Yahudi varlığıyla barışa hazır olduğunu ima etmeye başlamış ve Haziran 1970’te açıklanan, Mısır ile Yahudi varlığı arasında ateşkesin sağlanmasını ve barışın gerçekleşmesi için taraflar arasında müzakerelerin başlatılmasını öngören ABD Dışişleri Bakanı Rogers’ın girişimini kabul ettiğini duyurmuştu. Onun ardından gelen Sedat, 6 Ekim 1973’te bir zafer kazandığını iddia ederek sahte bir kahramanlık sergilemiş; ardından Yahudi varlığıyla barış yapmaya hazır olduğunu söylemeye başlamış ve bunu da, 1977’deki meşum Kudüs ziyareti ve ardından da 1979 yılında Yahudi varlığıyla imzaladığı Camp David Barış Anlaşması izlemişti.
Filistin’deki Arafat ise; 1993’te Oslo’da olduğu gibi ihanet işlemeye, Yahudi varlığını tanımaya ve onunla barış anlaşması imzalamaya hazır olduğunu söyleyebilecek duruma gelene kadar 20 yıl boyunca medyada sahte kahramanlık gösterileri sergilemişti. İhanet soyundan gelen Ürdün Kralı Hüseyin ise; kendisinden önce Arafat ve ondan da önce Sedat edinceye kadar buna cüret edememişti; nitekim o da 1994 yılında Yahudi varlığı ile Vadi Araba Barış Antlaşması'nı imzalamıştı.
Hafız Esad, Yahudi varlığıyla barış yapacağına dair imalarda bulunmuş ve ölünceye kadar Amerikalı arabulucu aracılığıyla Yahudilerle gizli temaslar kurmuştu; oğlu Beşar Esad da Suriye’den firar edinceye kadar babasının izinden gitmiş ve aralarındaki müzakerelerin vaftiz babası ise Erdoğan olmuştu. Ancak 1994 yılında Yahudi varlığının başbakanı İshak Rabin’in öldürülmesi ve 2008 yılının sonunda Yahudi varlığının Gazze’ye yönelik saldırısı gibi bazı koşullar ise bunu engellemişti. Ahmed Şara’nın, efendisi Trump’ın kendisine sağladığı mevcut koşullar değişmeden önce, ihanet bataklığına saplanmak için hızlı adım attığını görüyoruz!
Ahmed Şara'nın lisanı hali, şairin şu sözleri gibidir: “Ben, her ne kadar zamanımın sonuncusu olsam da *** öncekilerin başaramadıklarını başaracağım.”
Ahmet Şara, ajan devşirme ve bu ajanları Amerika'ya sunup ona bağlılıklarını pekiştirme görevini üstlenen Türk İstihbarat Teşkilatı'nın mutfaklarında pişirilmiştir.
ABD, gerek bu kurumu gerekse Türkiye’deki tüm devlet kurumlarını elinde tutan Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’a güvenmektedir; zira Erdoğan, yirmi yılı aşkın bir süredir ABD’ye sadakatini kanıtlamıştır. Nitekim Amerika’yı müttefik ve dost olarak nitelendirmiş ve Başkan Trump’ın da açıkladığı gibi onu sevdiğini ve Erdoğan’ın da kendisini sevdiğini söylemiştir. Erdoğan, 7-8 /7/2026 tarihlerinde Ankara'da düzenlenen Haçlı NATO ittifakı için gelen suçlu Trump'ı havaalanında karşılayarak toplantının marjında ona gösterdiği hüsnükabul ile tüm bunları ifade etmiş oldu.
O yani Erdoğan, 23/12/2021 tarihinde cumhurbaşkanlığı sarayında Türkiye ve İslam beldelerindeki Yahudi hahamlar anlaşması üyeleriyle yaptığı toplantıda, Yahudi varlığıyla olan ilişkiyi bölgenin istikrarı ve güvenliği için hayati olarak nitelendirmişti. O zaman onlara şöyle demişti: “Filistin konusunda İsrail ile görüş ayrılıklarına rağmen ekonomi, ticaret ve turizm ilişkileri kendi mecrasında ilerlemektedir.” Bu nedenle, suçlu varlığın Gazze’de gerçekleştirdiği ve Batı Şeria’da hâlâ uygulayıp körüklediği soykırıma rağmen bu ilişkileri kesmemiştir. Erdoğan, ikiyüzlülük, yalan ve aldatmacaya başvurarak Filistin halkının yanında olduğunu ve onlara destek olacağını iddia etmiştir. Ama sadece kınamakla ve Netanyahu ile bazı bakanlarına karşı birtakım açıklamalar yapmakla yetinmiş; fakat Yahudi varlığının varlığına kesinlikle dokunmamıştır; en ileri düzeyde söylediği şey ise, bir Amerikan planı olan ve klinik olarak ölmüş iki devletli çözüm projesi uyarınca, 1967 sınırlarında Yahudi varlığının yanı başında bir Filistin devletinin kurulmasını istemesidir.
Bu nedenle Türkiye, Amerika hesabına ajanlar toplarken, bu ajanlar Yahudi varlığına dokunmayacaklarına, onunla bir barış anlaşması imzalamaya çalışacaklarına ve onların Filistin’den gasp ettikleri toprakları tanıyacaklarına söz vermektedirler.
Ahmed Şara'nın işlediği en büyük günahlardan ilki, Allah’a, Rasulü'ne ve müminlere ihanet etmesidir zira Hilafet ve Allah’ın indirdikleriyle hükmetmek istediğini iddia etmesine rağmen Allah’ın indirdiklerinden başkasıyla hükmetmiştir; hatta Suriye devletinin, Esad ailesinden iki tiran döneminde olduğu gibi laik kalmasını sağlamak için çalışmaktadır. Bu da Türk rejiminin, İdlib bölgesinin idaresini kendisine verdikten sonra Suriye'de yönetimi devralması ve ajanlık yapması için devşirdiği Ahmet Şara'ya laik rejimi benimsettiğini ve Allah'ın şeriatıyla hükmedilmesi talebinden vazgeçirttiğini teyit etmektedir.
Nitekim Erdoğan'ın 12/09/2011 tarihinde Mısır'ın Dream TV kanalına verdiği röportajda Mısır halkından laikliği uygulamasını talep etmesi ve yalan söyleyerek laikliğin "dinsizlik anlamına gelmediğini, aksine devleti tüm dinlere eşit mesafede tuttuğunu" iddia etmesi de bunu doğrulamaktadır. Yani bu da onun, laikliğin dini devletten ayırdığını kabul ettiğini, İslam'ı Hristiyanlık, Yahudilik, Budizm ve Hinduizm gibi küfrün ruhbanlık dinleriyle eşit tuttuğunu ve İslam'ı yaşam, devlet ve toplum düzeninden soyutlanmış bir din haline getirdiğini göstermektedir. Onun bu açıklamaları, Mısır halkının 2011 yılında tiran Hüsnü Mübarek'i devirmesinden ve İslam şeriatının uygulanmasını talep etmesinden sonra gelmişti. Ayrıca Erdoğan; 2012 yılında iktidara gelen Müslüman Kardeşlerin liderleriyle bir araya geldiğini, onları laikliğe ve İslam'ı uygulamamaya ikna ettiğini söylemişti.
Böylece ümmet; insanların dinlerini karıştıran, hiç utanmadan ihanet eden, kafirleri dost edinen, cihadı terk eden ve küfürle yöneten ajan yöneticilerle imtihan olmaktadır. Bu yüzden ümmet için, Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurmak amacıyla Hizb-ut Tahrir ile birlikte yürümekten başka bir kurtuluş yoktur.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Esad Mansur



