- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Yokluğunun Felaketleri, Geri Dönüşünün Müjdeleri ve Yeniden Canlandırmanın Farziyeti Arasında
Hilafetin Yıkılışının Üzerinden Yüz Beş Yıl Geçti
Geçtiğimiz günlerde ümmet, günlerle veya yıllarla değil, aksine geride bıraktığı felaketler, kırılmalar ve tarihi süreçle ölçülebilecek elim bir yıldönümünü geride bıraktı; işte bu tarihi süreçte ümmet, liderlik konumundan bağımlılığın en derin noktasına ve otoritenin birliğinden parçalanmaya ve boyun eğmeye gerilemiştir. Sadece siyasi bir varlık değil, aksine ümmeti koruyan bir kalkan, ümmeti birleştiren bir otorite ve İslam'ı hayat sahasında uygulayan ve risaleti dünyaya taşıyan bir yönetim sistemi olan Hilafetin yıkılışının üzerinden yüz beş yıl geçti.
Hilafetin yıkılması, Müslümanların tarihinde geçici bir olay olmamıştır, aksine tüm ülkesinin çehresini değiştiren hadari bir deprem olmuştur. Zira Hilafetin ortadan kalkmasıyla birlikte sömürgeciye kapılar ardına kadar açılmış, böylece sömürgeci İslam beldelerini bölmüş, yağmalamış ve yabancılaştırmış, yapay sınırlar çizmiş, İslam’ın otoritesini insanın otoritesiyle ve şeriatın yönetimini de İslam ile hiçbir ilgisi olmayan ithal edilmiş insan yapımı kanunlarla değiştirmiştir.
Hilafetin yıkılmasının ardından, ümmet siyasi birliğini kaybetmiş ve tek bir ümmetten olmaktan, her birinin kendi bayrağı, sınırları ve marşı olan ancak hepsi de gerçek egemenliğin yokluğu ve siyasi, ekonomik ve askeri kararların dışarıya ipotek edilmesi konusunda ortak olan onlarca birbiriyle çatışan varlıklara dönüşmüştür.Hilafetin yokluğunda Müslümanlar korumasını kaybetmiş, kanlarının dökülmesine izin verilir hale gelmiş, toprakları ihlal edilmiş ve Filistin'den Keşmir'e, Şam'dan Doğu Türkistan'a kadar, caydıracak bir otorite veya ümmetin ordusu olarak hareket geçecek tek bir ordu olmaksızın mukaddesatları saldırılara maruz kalmıştır.
Hilafetin ortadan kalkmasıyla birlikte, hayatın işlerinde İslam risaletinin özü olan Allah’ın indirdikleriyle hükmetmek de kaybolmuştur. Dolayısıyla birçok ülkenin gerçekliğinde İslam, bireysel ritüellere dönüşürken yönetimden, ekonomiden, siyasetten ve toplumdan dışlanmıştır; böylece menfaatçilik ve maddi çıkar mantığı egemen olmuş, faiz yayılmış, servetler yağmalanmış, zalim vergiler uygulanmış ve ümmetin yetenekleri, kıtalararası şirketlere ve büyük ülkelere hizmet etmeye boyun eğdirilmiştir.
Kültürel ve fikri düzeye gelince; ümmet sistematik bir şekilde kimliğinin söküp atılması sürecine maruz kalmıştır.Ümmetin üzerine milliyetçilik, vatancılık ve laiklik mefhumları dayatılmış, dinin hayattan ayrılması fikrine teşvik edilmiş ve Hilafetin tarihi çarpıtılarak Müslümanlar ile şanlı geçmişleri arasındaki bağını koparmaya ve kaybedilen otoritelerini yeniden tesis etme konusunda düşünmelerini engellemeye yönelik bir girişim olarak Hilafet, despotluk ve geri kalmışlık asırları olarak tasvir edilmiştir.
105 yılın ardından bu yıldönümünü anarken, Hilafetin yıkılışını tüm İslam ümmetine karşı işlenmiş büyük bir suç olarak görüyoruz ki bunun etkileri hala siyasi, ekonomik ve güvenlik gerçekliğimizin her detayında açıkça görülmektedir. Dolayısıyla ümmetin bugün acısını çektiği tüm zayıflık, bağımlılık ve parçalanma, İslam'ı kamil bir şekilde uygulayan ve risaleti dünyaya taşıyan devletin yokluğunun doğrudan bir sonucudur.
Öte yandan Hilafetin yeniden kurulmasıyla ümmeti bekleyen şey, imkansız uzak bir hayal olmadığı gibi tarihi bir hayal de değildir, aksine Rabbani bir vaat ve tarihsel bir sünnettir.Zira Hilafetin kurulmasıyla birlikte, ümmetin siyasi birliği yeniden sağlanacak, yapay sınırlar kaldırılacak, Müslümanlar tek bir sancak altında birleşecek ve yeniden Allah'ın indirdikleriyle hükmedilecek, adalet sağlanacak, haklar korunacak, servetler adil bir şekilde dağıtılacak ve ümmetin yetenekleri sömürgecilerin lehine değil, tebaasının lehine yatırım yapılacaktır.
Hilafetin kurulmasıyla birlikte ümmet, zalim dünya düzeninde tabii olarak değil, adalet ve merhamete dayalı alternatif hadari bir proje taşıyan, tüm insanlığa baskı ve sömürü yoluyla değil İslam ile, dahası davet ve hüccet yoluyla ve bununla birlikte risaleti koruyan ve muhafaza eden bir güçle hitap eden büyük bir devlet olarak uluslararası konumuna geri dönecektir.
Tüm bunların ötesinde Hilafetin kurulması, tüm seçenekler arasından siyasi bir seçenek olmadığı gibi alınıp reddedilebilecek fikri bir proje de değildir; aksine Hilafet, tüm ümmetin üzerine vacip olan, terk edilmesi günah olan ve Allah Celle ve Âla'nın huzurunda hesap sorulacak olan şerî bir farzdır.Tarih boyunca ümmet, bir Halife'nin nasbedilmesinin farz olduğu ve bu farzı askıya almanın büyük bir günah olduğu üzerinde icma etmiştir.Hilafetin ortadan kalkmasının üzerinden bir asırdan fazla zaman geçmiş olması, günahı kaldırmaz, aksine sorumluluğu artırır ve kıyamet gününde şu ciddi soruya maruz bırakır: Neden alternatiflere razı oldunuz ve Allah'ın hükmünün askıya alınması konusunda sessiz kaldınız?
Bundan dolayı Hilafetin kurulması için çalışmanın zamanın vacibi olduğunu ve bunun da, İslam'ı hayatın merkezine geri döndürmeye, bu farza dair bilinçli bir kamuoyu oluşturmaya ve ümmet içindeki güç ve kuvvet ehlinden nusret talep etmeye dayalı ideolojik fikri ve siyasi bir çalışma olduğunu teyit ediyoruz. Tıpkı Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Medine'de devleti kurarken yaptığı gibi.
Ey genel olarak Müslümanlar ve özel olarak da Mısır halkı: Yaşadığınız sıkıntılar, yüksek fiyatlar ve baskılar kaçınılmaz bir kader ve çıkış yolu olmayan bir musibet değildir; aksine bunlar, İslam'la hiçbir ilgisi olmayan yozlaşmış ve dayatılmış bir sistemin sonucudur.Gerçek kurtuluşunuz, yüzleri değiştirmek veya sistemlere yama yapmak değildir, aksine samimi bir şekilde Allah'ın hükmüne geri dönmek ve birleştirici İslam Devleti'ni kurmak için ciddi bir şekilde çalışmaktadır.
Ey Kinane askerleri ve genel olarak da tüm ümmetin askerleri:Sizler bu ümmetin evlatları, kılıçları ve gerçek koruyucularısınız.Sizin şerefiniz, Sykes-Picot sınırlarını korumakta ya da dışarıya ipotek olmuş rejimleri korumakta değildir, aksine Allah'ın dinine yardım etmekte ve İslam'ın otoritesini yeniden tesis etmek için ümmetinizin yanında durmaktadır. Tarih bugün, yazacak kimseler için sayfalarını açıyor; dolayısıyla Hilafetin yıkılışının yıldönümü, yıkıntıları için ağlamak değildir, aksine azimleri bilemek, kararlılığı yenilemek ve gayretle çalışmak içindir. Zira Hilafet, geri dönmek için kaybolmuştur. وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ “O gün Allah’ın zafer vermesiyle müminler sevinecektir.” [Rum 4-5]
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ “Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Rasulü’nün çağrısına uyun.” [Enfal 24]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Mahmud El-Leysî - Mısır



