Salı, 28 Ramazan 1447 | 2026/03/17
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü


حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Mısır
Medya Bürosu

No: MS-BA-2026-MB-TR-07 H. 22 Ramazan 1447
M. Çarşamba, 11 Mart 2026

Mısır’da Benzin Zamları: Ümmetin Serveti Nasıl da Onu Yoksullaştıran Bir Araca Dönüştürülmektedir?

Mısır’da benzin fiyatlarına yapılan zamlar artık sıradan bir ekonomik karar ya da rejimin tasvir etmeye çalıştığı gibi bütçe açığını kapatmaya yönelik mali bir tedbir olmaktan çıkmıştır. Bilakis bu zamlar, ülkenin yönetildiği politikaların doğasını deşifre eden, Ümmete dayatılan ekonomik sistemin gerçek yüzünü ortaya koyan, onun servetlerini alacaklıların ve Batı’nın çıkarlarına amade kılan, halkı ise günlük geçim derdiyle baş başa bırakan sistematik bir olgu haline gelmiştir.

Mısır, son yıllarda akaryakıt fiyatlarında ardı arkası kesilmeyen bir zam dalgasına tanıklık etmiştir. Öyle ki, bazı benzin türlerinde son on yıldaki artış oranı %100’leri bulmuştur. Birkaç yıl öncesine kadar litresi birkaç cüneyh olan benzin, bugün 20 cüneyh sınırına dayanmıştır. Bu zamlar aniden ortaya çıkmış değildir; aksine bu zamlar, hükümetin “Ekonomik Reform” adı altında pazarladığı, enerji üzerindeki sözde desteklerin (sübvansiyonların) kaldırılmasını ve fiyatların küresel piyasalara endekslenmesini öngören programın bir parçasıdır.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken gerçek şudur ki, Mısır’daki benzin meselesi sadece bir hükümet desteği meselesi değildir, aksine ülkenin sahip olduğu devasa servetlerle ilgili bir meseledir. Mısır büyük petrol ve gaz rezervlerine sahiptir ve petrol türevlerine olan ihtiyacının büyük bir kısmını kendisi üretmektedir. Buna rağmen halk, sanki Mısır’ın hiçbir enerji kaynağı yokmuşçasına sürekli zamların ağırlığı altında ezilmektedir!

İşte burada, insanların işlerini güden bir devletteki servet yönetimi ile ülkeyi pençesine alan kapitalist ekonomik sistemin uygulamaları arasındaki bariz çelişki ve uçurum gün yüzüne çıkmaktadır. Kapitalizm; enerji ve doğal kaynakları kâr-zarar hesabına dayalı bir ticari mal olarak görürken; İslam bu kaynakları, tekelleştirilmesi veya bir vergi toplama aracına dönüştürülmesi caiz olmayan, Ümmete ait bir kamu mülkiyeti olarak görmektedir.

Şeriat, madenler ve büyük enerji kaynakları gibi genel menfaat sağlayan unsurları kamu mülkiyeti babından saymış ve bütün Müslümanların bu mülkiyete ortak olduğunu ortaya koymuştur. Dolayısıyla devletin, bu kaynakları bir kâr veya vergi toplama kapısı olarak görmesi caiz değildir; aksine bunları tüm Ümmetin maslahatını gözetecek ve halkın işlerini kolaylaştıracak şekilde yönetmek zorundadır.

Bu bağlamda rejimin zamları meşrulaştırmak için kullandığı “destek” (sübvansiyon) kavramı aslında siyasi bir hiledir. Zira rejim, zamları haklı çıkarmak için her seferinde “desteğin azaltılması” sloganına sarılmaktadır. Sanki devlet, kendi cebinden halka lütufta bulunuyormuş gibi bir algı yaratılmaktadır. Oysa bu anlatı büyük bir aldatmacadır. “Destek” kavramı özünde, ekonomik politikaların yükünü insanların sırtına yüklemek için kullanılan siyasi bir hiledir.

Eğer bu servetler, İslam’ın emrettiği gibi kamu mülkiyeti esasına dayalı olarak doğru bir şekilde yönetilmiş olsaydı, halkın sözde bu desteğe bile ihtiyacı kalmazdı. Zira bu kaynaklar, toplumun ihtiyaçlarını karşılamaya ve insanların üzerindeki yükleri hafifletmeye yeter de artar bile. Ancak servetler, kamu kaynaklarını birer haraç ve kar kapısına dönüştüren kapitalist sisteme göre yönetilince, insanlar kendi haklarının küçük bir kısmını bile “destek” adı altında adeta dilenir hâle getirilmektedir.

Buradan hareketle, tekrarlanan zam dalgalarının arkasındaki asıl sebep anlaşılabilir. Dolayısıyla zamların arkasındaki asıl saik ulusal egemenlik kararları değil, uluslararası kredi programlarına (IMF) verilen taahhütlerdir. Bu programlar “enerji sübvansiyonlarının azaltılması” ve fiyatların kademeli olarak “gerçek fiyat”a yükseltilmesini şart koşmaktadır.

Bu noktada akıllara şu soru geliyor: Peki bu “gerçek fiyat” nedir? Bu kaynaklara sahip bir ülkede, enerjinin gerçek fiyatının; büyük şirketlerin ve sanayileşmiş devletlerin kontrolündeki küresel piyasaya endeksli olması akıl kârı mıdır? Bu fikir bile Mısır’a dayatılan ekonomik sistemin kölece mahiyetini yansıtmaktadır. Çünkü akaryakıt fiyatlarını küresel piyasaya ve dolara bağlamak; halkın hayatını, ülkenin imkanları yerine uluslararası piyasaların dalgalanmalarına rehin bırakmak demektir.

Bunun doğal sonucu ise peş peşe gelen enflasyon dalgalarıdır. Zira benzin zammı sadece akaryakıtla sınırlı kalmaz, hayatın her alanına sirayet eder. Ulaşım maliyetleri artar, üretim maliyetleri yükselir ve neticede tüm mal ve hizmetler zamlanır. Böylece insanlar her akaryakıt zammında kendilerini yeni bir pahalılık girdabının içinde bulurlar. Zamanla bu politika kısır bir döngüye dönüşür: Fiyatlar yükselir, fakirlik artar; mali açık büyür, yeni zamlar yapılır. Ve bu döngü hep halkın aleyhine işler.

Sorunun özü benzin fiyatları değil, ekonomiyi yöneten sistemin doğasıdır. Ülke borçlara, faizli kredilere ve Batılı finans kuruluşlarına göbekten bağlı kapitalist modelle yönetildiği sürece krizler tekerrür edecek ve bedeli hep halk ödeyecektir.

Gerçek çözüm; pansuman tedbirlerde değil, ümmetin servetlerinin yönetim biçiminin kökten değiştirilmesinde yatmaktadır. Bu servetler, ümmetin tamamına ait olduğu asıl konumuna geri dönmeli ve adil dağılımı, adil dağıtımını garanti altına alan, insanların maslahatlarını gerçekleştiren ve işlerini güden şer’i hükümlere göre yönetilmelidir.

Ey Kinane halkı! Yaşadığınız bu geçim sıkıntısı ve artan fiyatlar, kaynak yetersizliğinin bir sonucu değildir; bilakis ülkenin yönetildiği yanlış ekonomik politikaların doğrudan bir sonucudur. Mısır yoksul bir ülke değildir; aksine servetleri, konumu ve imkânlarıyla zengin bir ülkedir. Ancak bugün bu servetler, sizin işlerinizi güdecek şekilde yönetilmemektedir. İşte bu gerçeği idrak etmek, servetlerinizin size geri dönmesi ve aranızda adalet ve rahmeti tesis edecek şekilde yönetilmesi için değişim yolunda atılacak ilk adım olacaktır.

Ey Kinane askerleri! Sizler de bu politikaların yükünü taşıyan halkın bir parçasısınız. İslam Ümmeti’nin tarihinde ordular, adaletin dayanağı ve halkın haklarının hamisi olmuştur; Ümmeti yoran ve belini büken politikaların aracı değil. Sorumluluğunuz, ülkenin kaynaklarını korumak, ümmetin maslahatına zarara veren ve mukadderatını (kaynaklarını) heba eden her türlü girişime karşı kalkan olmaktır. O halde Ümmetinizden yana saf tutun, onun dertlerini yüklenin ve işlerini İslam ile gözeten Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet altında yeniden ümmetin otoritesini tesis edin. Ümmetin meselelerinin tartılacağı yegâne mizan, Allah’ın indirdiği hak mizandır:

وَمَا لَكُمْ لاَ تُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاء وَالْوِلْدَانِ الَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْ هَـذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ أَهْلُهَا وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ وَلِيّاً وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ نَصِيراً “Size ne oluyor da, Allah yolunda ve “Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver” diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?” [Nisa 75]

حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Mısır
Medya Bürosu
Adres Bilgileri ve Web Sitesi
31 el-Cela’ Caddesi, Kahire / Mısır
Telefon: Tel: +(20) 2 27738076 – 5119857010
www.hizb.net/
E-Mail: hizb.ut.tahrir.eg@gmail.com

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER