Cuma, 25 Şaban 1447 | 2026/02/13
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Yahudi Varlığından Batı Şeria Halkını Göçe Zorlayacak Yeni Kararlar… Peki Bu Kararları Kim Durduracak?!

Yahudi varlığının güvenlik kabinesi, Filistin halkının kendi topraklarındaki varlığını tehdit eden bir dizi kararı onayladı. “İsrail güvenlik kabinesi (kabinett), Batı Şeria’da yerleşim faaliyetlerini hızlandıracak kararları onayladı. Buna göre Filistin mülklerinin İsraillilere satışının önündeki kısıtlamalar kaldırılacak, Filistin yönetimindeki bölgelerde yıkımlara izin verilecek, ayrıca El-Halil şehri ve İbrahimî Camii çevresi ile Beytüllahim’de planlama yetkileri İsrail’e devredilecek.” (El Cezire) Bu kararlar karşısında Filistin Yönetimi, yalnızca kınama ve protesto açıklamalarıyla yetinerek, “Bunun ilhak ve tehcir planlarının fiili bir uygulaması olduğunu ve FKÖ ile İsrail arasında imzalanan anlaşmalara aykırı olduğunu vurguladı.” (El Cezire net)

Filistin Yönetimi, Filistin’in büyük bir kısmından feragat ettiği o ahitleri ve anlaşmaları Yahudilerin bozduğunu düşünüyor; ama barındırdığı büyük ihanete rağmen kendisine hiçbir şey kazandırmayan bu anlaşmalara hala sımsıkı sarılmayı sürdürüyor. Üstüne üstlük buna, kokusu her yeri saran adamlarının kokuşmuşluğunu ve Filistin halkının mallarının haksız yere yenilmesini de ekliyor.

Filistin Yönetimi’nin sözlü kınamalarını eylemleri yalanlıyor. Bir yandan Yahudi varlığının yaptıklarını ilhak ve tehcir olarak nitelerken, diğer yandan uyguladığı ağır vergi ve mali politikalarla Filistin halkının hayatını daraltarak işgalcinin politikalarına hizmet ediyor. Yine aynı Filistin Yönetimi, Yahudi varlığının ve Avrupa Birliği’nin talepleri doğrultusunda; içinde İslam’dan bir eser, İsra ve Miraç topraklarından bir zikir, Müslümanların fethettiği ve akidelerine bağladığı toprakları gasp eden işgalciyle mücadeleden bir iz bırakmamak için müfredatı üçüncü kez tahrif etmeye ve değiştirmeye çalışmaktadır. Dahası, mücrim varlığın bir güvenlik kolu gibi çalışarak Filistin halkına baskı uygulayan o meşum güvenlik koordinasyonunu anlaşmasını hala sürdürmektedir. Yönetimin yaptığı en iyi iş bile büyük bir şerdir. Öyle ki Fransa ve Avrupalıların himayesinde, şüpheli feminist (CEDAW) derneklerin de katılımıyla, Smotrich’in sözle değil eylemle yok ettiğini her gün açıkça haykırdığı “Otorite’den Devlete geçiş” masalı adı altında geçici bir anayasayı kabul etmiştir!

Gazze’yi Trump’a satan ve halkını Yahudi varlığına teslim eden İslam ülkelerindeki mevcut rejimlere gelince, onlardan kınama, lanetleme ve Yahudi varlığının kararlarını uluslararası hukuka aykırı olduğunu söylemekten başka bir ses çıkmamıştır. Oysa Yahudilere Filistin’in büyük kısmını veren de o uluslararası hukuk; onu benimseyen ve Ümmet-i Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i Filistin’i kurtarmaktan alıkoyan da bu hain rejimlerdir. Mücrim varlık, Filistin halkına kendi toprağında hiçbir hak tanımazken, bu rejimler hala iki devletli çözüm yani Filistin’in çoğunu uluslararası hukuk ve BM kararları uyarınca Yahudilere verme ihanetinde ısrar etmektedirler!

Böylece buluntu Yahudi varlığının “meşruluk” kılıfı olan Birleşmiş Milletler ve uluslararası hukukun gölgesinde, tıpkı 1948’de işgal edilen topraklardaki Filistin ve Gazze halkının peşkeş çekilmesi gibi, Batı Şeria halkı da peşkeş çekilmektedir. Mübarek Toprağa karşı ilk komployu kuran ve İslam Ümmeti’nin Yahudi varlığını bir saat içinde yok etmek için harekete geçmesini engelleyen rejimlerin kınama ifadeleri altında Filistin halkı katledilmektedir.

Yahudi varlığının aldığı bu kararlar son derece tehlikelidir. Zira bu kararlar, Yahudi yerleşimcileri Filistin yerleşim yerlerinin sadece kıyısına değil, tam kalbine yerleştirecektir. Bu durum kanlı çatışmalara kapı aralayacak, yerleşimci saldırılarını kat be kat artıracak ve Filistinlilerin hayatını çekilmez bir cehenneme çevirerek onları göçe zorlayacaktır.

İlk günden beri Yahudi varlığının kucağına atılan Filistin Yönetimi ve varlıklarını Yahudi varlığının varlığına bağlayan rejimler, Filistin halkının baskıya maruz kalmasına, topraklarından sökülüp atılmasına, gaspçı varlığın evlerine ve topraklarına el koymasına yardımcı olmaktadırlar. Tüm bunlar, Ümmetin önünde harekete geçmekten başka bir seçenek bırakmamaktadır. Filistin halkının tek başına direnişine bel bağlamak, kurbanın kasap karşısındaki direnişine bel bağlamaktır. Bizim El-Kavi ve El-Aziz olan Allah’tan umudumuz; Ümmetin kitlelerinin itmesiyle sahneyi değiştirmeleri, masayı devirmeleri ve Yahudi varlığını devirmeden önce onu koruyanları devirmeleri için Ümmetin güç ve kuvvet ehlinin göğüslerini genişlik vermesidir. Onlar, Allah’a karşı samimi oldukları takdirde yalnızca Filistin’in değil, dünyanın çehresini değiştirebilecek güçtedirler. Çölün derinliklerinden çıkıp Fars ve Rum’u fetheden, sonra tüm dünyaya hükmeden bir Ümmet; Filistin’i kurtarmaktan ve tarihi yeniden yazarak yeryüzünü Allah’ın diniyle şereflendirmekten ve Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şu müjdesini gerçekleştirmekten aciz değillerdir:

إِنَّ اللهَ ‌زَوَى لِي الْأَرْضَ، فَرَأَيْتُ مَشَارِقَهَا وَمَغَارِبَهَا، وَإِنَّ أُمَّتِي سَيَبْلُغُ مُلْكُهَا مَا ‌زُوِيَ لِي مِنْهَا“Allah, yeryüzünü benim için dürüp topladı, ben de doğusunu da batısını da gördüm. Ümmetimin mülkü, bana gösterilen yerlere kadar uzanacaktır.” [Müslim]

Devamını oku...

Trablus Şam’da İkinci Binanın Çökmesi; Sadece Talihsiz Bir Kaza Değil, Apaçık Bir Suçtur!

Kubbe bölgesinde yaşanan olaydan sadece sayılı günler sonra Trablus’ta ikinci bir binanın çökmesi, yalnızca “talihsiz bir kaza” olarak nitelendirilemez; bilakis tam anlamıyla bir ihmal suçudur!

Trablus’un, özellikle de otoriteden ve Trabluslu para babalarından gelecek bir kaç taziye mesajına ya da “kalbimiz sizinle” türünden sözlere ihtiyacı yoktur. Aksine çökme riski taşıyan yüzlerce binanın tahliye edilmesi, insanlara insana yakışır barınma imkânlarının sağlanması ve zarar görenlere adil tazminat verilmesi gibi acil ve somut eylemlere ihtiyacı vardır.

Bu felaketin sorumluluğu tüm unsurlarıyla mevcut otoriteye aittir. Şehrin kendi evlatları olan ancak servetlerine servet katan sermaye babaları; Mikati, Safadi, Karami, Kabbara ve diğerleri de bu sorumluluğun ortağıdır. Bunlar servetlerine servet katarken Trablus halkını her an başlarına yıkılabilecek “ölüm çatıları” altında yaşamaya terk etmişlerdir. Bu şahıslar, insanların hayatı ve onuru pahasına kendi şahsi, siyasi ve seçim çıkarlarına önem vermişlerdir!

Trablus; dilenen, sadaka isteyen ya da merhametle ayakta duran bir şehir değildir. Trablus, imkânları ve vakur halkıyla zengin bir şehirdir; ancak kasıtlı olarak talan edilmiş ve bilinçli bir ihmale maruz bırakılmıştır.

Trablus, her facianın ardından dökülen sahte gözyaşlarına değil, gerçek bir hesap verebilirliğe muhtaçtır!

Kubbe bölgesinde meydana gelen ilk çöküşte birçok kişinin hayatını kaybetmesinin ardından vaatler havada uçuşmuş, toplantı üstüne toplantı yapılmıştı. Ancak daha sonra bunların zaman kazanmaya yönelik aldatıcı vaatler ve insanları yatıştırmak için yapılan yanıltıcı medya şovları ve toplantıları açığa çıktı. Trablus halkı çabucak unutuldu. Bugün Tebbane bölgesinde meydana gelen çöküşten sonra da yine aynı açıklamalar, aynı vaatler, aynı toplantılar yapılmaktadır! Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

لَا يُلْدَغُ الْمُؤْمِنُ مِنْ جُحْرٍ وَاحِدٍ مَرَّتَيْنِ“Mümin bir delikten iki kez ısırılmaz” Peki, biz bu otorite ve siyasetçiler tarafından daha kaç kez ısırılacağız?!

Bu nedenle; şehrin tüm samimi evlatlarının bu zihniyete karşı pratik adımlar atması, çözüm üretme konusunda gevşeklik gösteren veya oyalama taktiği güden her bir yönetici ve temsilcinin görevden el çektirilmesini ve şiddetle hesaba çekilmesini talep etmesi vacip hale gelmiştir.

Devamını oku...

Ahir Zaman ve İsa Aleyhisselam'ın Yeryüzüne İnişi İle İlgili Haberler

(Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin “Fıkhî” Sorularına Verilen Cevaplar Silsilesi)

Soru-Cevap

Ahir Zaman ve İsa Aleyhisselam'ın Yeryüzüne İnişi İle İlgili Haberler

Hamzeh Shihadeh’e

Soru:

Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekâtuh.

Şeyhimiz, Allah’tan sağlık ve afiyette olmanızı ve size, bize ve diğer Müslümanlara Nübüvvet Minhacı üzere Hilafeti bahşetmesini temenni ediyorum…

İsa Aleyhisselam’ın ahir zamanda yeryüzüne inişi, beklenen Mehdi’nin gelişine dair kıssalar ve haberler ile tek gözlü Deccal ve Yecüc ve Mecüc kavmi haberleri kafamızı karıştırdı; bunlardan hangisi doğru ve hangisi reddedilmelidir?

Cevap:

Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berekâtuh.

Bizim için yaptığınız güzel dualarınız için Allah sizi mübarek kılsın; biz de size daha hayırlısıyla dua ediyoruz.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, ister geçmişe isterse geleceğe dair olsun şerî nasslarda haberlerin alınabilmesi için ispatlanması, yani zayıf veya mevzuu-uydurma olmaması gerekir… Şimdi size, sorunuzun konusuyla ilgili birkaç delil zikredeceğim ama tüm delilleri zikretmeyeceğim; zira onları ilgili fıkıh kitaplarından elde edebilirsiniz:

a- Yecüc ve Mecüc ile ilgili olana gelince; bunların bahsi Kur’an-ı Kerim’de geçmektedir:

قَالُوا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ إِنَّ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ فَهَلْ نَجْعَلُ لَكَ خَرْجاً عَلَى أَنْ تَجْعَلَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ سَدّاً * قَالَ مَا مَكَّنِّي فِيهِ رَبِّي خَيْرٌ فَأَعِينُونِي بِقُوَّةٍ أَجْعَلْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ رَدْماً * آتُونِي زُبَرَ الْحَدِيدِ حَتَّى إِذَا سَاوَى بَيْنَ الصَّدَفَيْنِ قَالَ انْفُخُوا حَتَّى إِذَا جَعَلَهُ نَاراً قَالَ آتُونِي أُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْراً * فَمَا اسْطَاعُوا أَنْ يَظْهَرُوهُ وَمَا اسْتَطَاعُوا لَهُ نَقْباً * قَالَ هَذَا رَحْمَةٌ مِنْ رَبِّي فَإِذَا جَاءَ وَعْدُ رَبِّي جَعَلَهُ دَكَّاءَ وَكَانَ وَعْدُ رَبِّي حَقّاً * وَتَرَكْنَا بَعْضَهُمْ يَوْمَئِذٍ يَمُوجُ فِي بَعْضٍ وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَجَمَعْنَاهُمْ جَمْعاًDediler ki: “Ey Zülkarneyn! Bu memlekette Yecûc ve Mecüc bozgunculuk yapmaktadırlar. Bizimle onlar arasında bir set yapman için sana bir bedel ödesek kabul eder misin? Zülkarneyn şöyle cevap verdi: “Rabbimin beni içinde bulundurduğu nimet ve kudret sizinkinden üstündür. Siz bana kuvvetinizle destek olun da, sizinle onlar arasına aşılmaz bir engel yapayım.Bana, demir kütleleri getirin.” Nihayet (vadiyi demirle doldurup) iki dağın arasını aynı seviyeye getirince, “Ateşi körükleyin!” dedi. Artık onu kor haline getirdiği vakit, “Getirin bana, üzerine bir miktar erimiş bakır dökeyim” dedi.Artık onu ne aşabildiler ne de delebildiler.Zülkarneyn: “Bu set, Rabbimin kullarına bir rahmetidir. Fakat Rabbimin belirlediği vakit gelince onu yerle bir edecektir. Çünkü Rabbimin vaadi haktır ve mutlaka gerçekleşecektir” dedi.O gün biz insanları salıvereceğiz, deniz dalgaları gibi birbirine çarparak çalkalanacaklar. Sûra üflenecek ve insanların hepsini bir araya getireceğiz.” [Kehf 94-99]

b- Nebi İsa Aleyhisselam’ın ahir zamanda yeryüzüne inişi, beklenen Mehdi’nin gelişi ve tek gözlü Deccal ile ilgili haberler açısından olana gelince; bu haberler hakkında daha önce cevaplar vermiştik ki şimdi size bazılarını aktaracağım:

* 1/2/2014 tarihli soru-cevap ve orada şöyle geçmektedir:

[… Ahmed Müsnedi’nde Ebu Said el-Hudri’den, Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: أُبَشِّرُكُمْ بِالْمَهْدِيِّ يُبْعَثُ فِي أُمَّتِي عَلَى اخْتِلَافٍ مِنَ النَّاسِ وَزَلَازِلَ، فَيَمْلَأُ الْأَرْضَ قِسْطاً وَعَدْلاً، كَمَا مُلِئَتْ جَوْراً وَظُلْماً، يَرْضَى عَنْهُ سَاكِنُ السَّمَاءِ وَسَاكِنُ الْأَرْضِ، يَقْسِمُ الْمَالَ صِحَاحاً» فَقَالَ لَهُ رَجُلٌ: مَا صِحَاحاً؟ قَالَ: «بِالسَّوِيَّةِ بَيْنَ النَّاسِ... “Sizlere Mehdi’yi müjdeliyorum. Halkın ihtilaf ve çekişme zamanında ümmetime gönderilecek ve yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi, onu adalet ve eşitlikle dolduracaktır. Gökte ve yerde olanlar ondan razı olacaklar ve o, malları sahih olarak taksim edecektir. Adamın birisi, “sahih olarak nasıl taksim edecek” diye sordu. Buyurdu ki: “İnsanların arasında eşit olarak dağıtacaktır.”]

* 01/04/2016 tarihli soru-cevap ve orada şöyle geçmektedir:

[… Mehdi’ye gelince; Bu konuyla ilgili sahih, hasen, zayıf ve uydurma hadisler varit olmuştur… Tarih boyunca birçok kişi, bunun Mehdi olduğunu iddia etmiştir… Bir kişinin iyiyi kötüden ayırt etmesi zor bir mesele değildir; nitekim bu hususta, sahih hadislerde de geçtiği gibi Mehdi’nin ahir zamanda gelecek olan adil bir yönetici olduğunu söylemek yeterlidir; bu yönetici zulüm olduğunu görecek ve adaletle hükmedip zulmü ortadan kaldıracaktır; o adil yöneticinin ismi, Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in adıyla ve babasının adıyla, yani “Muhammed ibn Abdullah” ile örtüşmekte olup ona rükün ve makam arasında biat edilecek… İkinci Raşid Halifelerden biri de olabilir; en iyi bilen ve hüküm veren Allah’tır:

- Naim ibn Hammad Fitan’da, Ebu Hureyra Radıyallahu Anh’dan şöyle dediğini rivayet etmiştir: يُبَايعُ الْمَهْدِيُّ بَيْنَ الرُّكْنِ وَالْمَقَامِ، لَا يُوقِظُ نَائِماً، وَلَا يُهْرِيقُ دَماًMehdi’ye biat edenler, (Kâbe civarındaki) rükun ve makam arasında biat ederler. Uyuyanı uyandırmaz, asla kan dökmez.” Başka bir rivayette Katade’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: إِنَّهُ يَخْرُجُ مِنَ الْمَدِينَةِ إِلَى مَكَّةَ فَيَسْتَخْرِجُهُ النَّاسُ مِنْ بَيْنِهِمْ، فَيُبَايعُونَهُ بَيْنَ الرُّكْنِ وَالْمَقَامِ وَهُوَ كَارِهٌ(Mehdi), Medine'den Mekke'ye gelir ve kendisi istemediği halde, insanlar Onu kendi aralarından çıkarıp, rükun ile makam arasında ona biat ederler.”…

- İbn Hibban Sahihi’nde, Asım’dan, o da ez-Zir’den ve o da Abdullah’tan şöyle dediğini tahric etmiştir: Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: لَا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يَمْلِكَ النَّاسَ رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ بَيْتِي، يُوَاطِئُ اسْمُهُ اسْمِي، وَاسْمُ أَبِيهِ اسْمَ أَبِي، فَيَمْلَؤُهَا قِسْطاً وَعَدْلاً(Araplar) Ehl-i Beyt’imden bir adam tarafından yönetilmedikçe kıyamet kopmayacaktır; onun ismi benim ismime benzeyecek ve onun ismi benim babamın ismine benzeyecektir; (yeryüzünü) adalet ve insafla dolduracaktır.

- Hakim Müstedrak alâ el-Sahîheyn’de, Ebu Said el-Hudri Radıyallahu Anh’dan, Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: يَخْرُجُ فِي آخِرِ أُمَّتِي الْمَهْدِيُّ يَسْقِيهِ اللَّهُ الْغَيْثَ، وَتُخْرِجُ الْأَرْضُ نَبَاتَهَا، وَيُعْطِي الْمَالَ صِحَاحاً، وَتَكْثُرُ الْمَاشِيَةُ وَتَعْظُمُ الْأُمَّةُ، يَعِيشُ سَبْعاً أَوْ ثَمَانِياًÜmmetimin son zamanlarında Mehdi çıkacak. Allah ona yağmur yağdıracak, yeryüzü de bitkilerini çıkartıp verecek. Mal (herkese) eşit olarak verilecek, davarlar çoğalacak, ümmet büyüyecek. O da yedi yahut sekiz (yıl) yaşayacaktır.” Yani tartışmalı demektir… Başka hadisler de vardır.

Bu niteliklere sahip bir adam gördüğümüzde, onun Mehdi olup olmadığı araştırılabilir; aksi takdirde onun Mehdi olup olmadığı araştırılmaz, aksine o, aldatma ve batıl kategorisinde olur…] Bitti.

* 17/4/2014 tarihli soru-cevap ve orada şöyle geçmektedir:

[…İsa Aleyhisselam, O’nun yeryüzüne inmesi ve Deccal’in öldürülmesi konusuna gelince… Bu konuda sahih hadisler varit olmuştur ve bu hadisler, Deccal’in ahir zamanda gelen sapkın ve saptırıcı bir adam olduğuna delalet etmektedir; bu adam, yalan ve iftirayla bazen Allah bazen de Mesih olduğunu söyleyecek ve insanlara cennet ve cehennem gibi şeyler gösterecektir; insanların cennet olarak gördükleri şey aslında cehennemdir, insanların cehennem olarak gördükleri şey ise aslında serin ve tatlı bir sudur...O, kendisine isyan edenleri şiddetle cezalandıracak ve kendisine itaat edenlere de yiyecek, et ve su gibi dünyevi nimetlerden verecek... ve kendisine isyan edenlerden bunları engelleyecektir. Ancak müminden bu nimetin engellenmesi, mümine zarar veremez; çünkü Deccal, Allah katında mümini fitneye düşürecek kimseden çok daha zayıftır Her halükârda bu, insanlar için bir fitne ve imtihandır; mümin onun yalancı bir Deccal olduğunu bilir; bu yüzden bu Deccal ne kadar şiddetli zarar vermeye çalışırsa çalışsın imanı üzere sebat eder… Bu Deccal’in insanlara yönelik fitnesi ve onun Mesih olduğunun iddia edildiği sırada…evet bu sırada Mesih İsa Aleyhisselam yeryüzüne iner ve bu Deccal’i öldürür:

- Müslim, Ukbe ibn Amr Ebu Mesud el-Ensari’nin şöyle dediğini tahric etmiştir: Ebu Mesud el-Ensari ile birlikte Huzeyfe İbni Yeman’ın yanına gittim. Ebu Mesud ona: Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den Deccal hakkında duyduklarını söyle, dedi. Huzeyfe de şunları söyledi: إِنَّ الدَّجَّالَ يَخْرُجُ، وَإِنَّ مَعَهُ مَاءً وَنَاراً، فَأَمَّا الَّذِي يَرَاهُ النَّاسُ مَاءً، فَنَارٌ تُحْرِقُ، وَأَمَّا الَّذِي يَرَاهُ النَّاسُ نَاراً، فَمَاءٌ بَارِدٌ عَذْبٌ، فَمَنْ أَدْرَكَ ذَلِكَ مِنْكُمْ، فَلْيَقَعْ فِي الَّذِي يَرَاهُ نَاراً، فَإِنَّهُ مَاءٌ عَذْبٌ طَيِّبٌDeccal, yanında bir su ve bir de ateş olduğu halde ortaya çıkacak. Bazılarının onun yanında gördüğü su gerçekte su olmayıp yakıcı ateştir. Bazılarının onun yanında gördüğü ateş de gerçekte ateş olmayıp soğuk, tatlı bir sudur. Sizden Deccal’e kim yetişirse, ateş olarak gördüğü tarafta bulunsun. Zira o, tatlı, içimi güzel bir sudur.” Ukbe dedi ki: Ben bunu Huzeyfe’nin tasdik ettiğini işittim.

- Müslim, Enes ibn Malik’in şöyle dediğini tahric etmiştir: Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: مَا مِنْ نَبِيٍّ إِلَّا وَقَدْ أَنْذَرَ أُمَّتَهُ الْأَعْوَرَ الْكَذَّابَ، أَلَا إِنَّهُ أَعْوَرُ، وَإِنَّ رَبَّكُمْ لَيْسَ بِأَعْوَرَ، وَمَكْتُوبٌ بَيْنَ عَيْنَيْهِ ك ف رBütün peygamberler, ümmetlerini yalancı kör Deccalın tehlikesine karşı uyarmışlardır. Şunu bilin ki, onun bir gözü kördür; ama sizin Rabbiniz tek gözlü değildir. Deccalın iki gözünün arasına kâfir (ke–fe–ra) diye yazılmıştır.” Müslim’in başka bir rivayetinde de şöyle geçmektedir: مَكْتُوبٌ بَيْنَ عَيْنَيْهِ كَافِرٌ، يَقْرَؤُهُ كُلُّ مُؤْمِنٍ، كَاتِبٍ وَغَيْرِ كَاتِبٍDeccalın iki gözünün arasında kafir yazılıdır; okuma yazma bilse de bilmese de her mümin onu okur.

- Müslim'in rivayetinde, İsa Aleyhisselam’ın ineceği yer ve Deccal'i öldüreceği yer hakkında şöyle geçmektedir: فَبَيْنَمَا هُوَ كَذَلِكَ إِذْ بَعَثَ اللهُ الْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ، فَيَنْزِلُ عِنْدَ الْمَنَارَةِ الْبَيْضَاءِ شَرْقِيَّ دِمَشْقَ، بَيْنَ مَهْرُودَتَيْنِ، وَاضِعاً كَفَّيْهِ عَلَى أَجْنِحَةِ مَلَكَيْنِ، إِذَا طَأْطَأَ رَأْسَهُ قَطَرَ، وَإِذَا رَفَعَهُ تَحَدَّرَ مِنْهُ جُمَانٌ كَاللُّؤْلُؤِ، فَلَا يَحِلُّ لِكَافِرٍ يَجِدُ رِيحَ نَفَسِهِ إِلَّا مَاتَ، وَنَفَسُهُ يَنْتَهِي حَيْثُ يَنْتَهِي طَرْفُهُ، فَيَطْلُبُهُ حَتَّى يُدْرِكَهُ بِبَابِ لُدٍّ، فَيَقْتُلُهُ... “(Deccal ile halk) bu durumda iken Allah, Mesih ibn Meryem’i gönderecek. İsa Şam’ın doğusunda beyaz minarenin yanına boyalı bir elbise içinde, ellerini iki meleğin kanatları üzerine koymuş olarak inecektir. İsa Aleyhisselam başını eğdiği zaman terler damlayacak, kaldırdığı zaman iri inciler gibi gümüş taneciklerine benzeyen ter tanecikleri yuvarlanacaktır. Onun nefesi gözünün alabildiği yere kadar ulaşacak, nefesinin kokusunu duyan bütün kâfirler ölecektir. Hz. İsa gidip, Lud kapısı yanında Deccal'e yetişecek ve onu öldürecektir.”]

c- Ahir zamanda ortaya çıkacak olan Mesih-Deccal'in amellerimiz üzerindeki etkisine gelince; bunun mümin üzerinde etkisi olmaz ki bu da şundan dolayıdır:

- Çünkü onun yalanı, basiret sahibi herkes için apaçık ortadadır; onun ilah olduğunun iddia edilmesi, aklı olan birinin inanmayacağı batıl bir iddiadır; zira o, beden olarak sınırlı ve eksik, hatta ciddi derecede eksik bir kişidir; çünkü o, tek gözlü olup buna göre bir mahluktur; bu ise aklı başında herkes için açıktır.

- Yine onun, Mesih İsa ibn Meryem olduğu iddiası da aynı şekilde batıldır; zira o tek gözlü olup İsa Aleyhisselam’ın sıfatları hakkında gelenler ise, onun kusursuz bir surette ve güzel bir ahlaka sahip olduğudur... Buhari Sahihi’nde, Abdullah İbn Ömer Radıyallahu Anh’dan, Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu tahric etmiştir: أُرَانِي اللَّيْلَةَ عِنْدَ الكَعْبَةِ، فَرَأَيْتُ رَجُلاً آدَمَ، كَأَحْسَنِ مَا أَنْتَ رَاءٍ مِنْ أُدْمِ الرِّجَالِ، لَهُ لِمَّةٌ كَأَحْسَنِ مَا أَنْتَ رَاءٍ مِنَ اللِّمَمِ قَدْ رَجَّلَهَا، فَهِيَ تَقْطُرُ مَاءً، مُتَّكِئاً عَلَى رَجُلَيْنِ، أَوْ عَلَى عَوَاتِقِ رَجُلَيْنِ، يَطُوفُ بِالْبَيْتِ، فَسَأَلْتُ: مَنْ هَذَا؟ فَقِيلَ: المَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ.. وَإِذَا أَنَا بِرَجُلٍ جَعْدٍ قَطَطٍ، أَعْوَرِ العَيْنِ اليُمْنَى، كَأَنَّهَا عِنَبَةٌ طَافِيَةٌ، فَسَأَلْتُ: مَنْ هَذَا؟ فَقِيلَ: المَسِيحُ الدَّجَّالُBen, bu gece rüyamda kendimi Kâbe’nin yanında gördüm ve ben orada esmer bir adam gördüm ki; o görmekte olduğum esmer, erkeklerin en güzeli idi. Onun kulak memelerini geçmiş bir saçı vardı ki; o da görmekte olduğum saçların en güzelinden olup, bunları taramış idi ve bu saçlar, su damlatıyordu. Bu adam, iki adamın omuzları üzerine dayanıp Kâbe’yi tavaf ediyordu. Ben, Bu kimdir? diye sordum. “Bu, Meryem oğlu Mesih’tir” denildi.Bu sırada ben, düz değil; çok kıvırcık saçlı, sağ gözü kör ve sanki salkımından dışarı çıkmış iri bir üzüm tanesi gibi olan bir adamla karşılaştım. Ben, o kimdir? diye sordum. “Mesih Deccal” denildi.

- Aynı şekilde, Deccal’in iki gözünün arasında "kafir" yazılı olacak ve hadiste geçtiği gibi hem okuma yazma bilmeyen hem de okuma yazma bilen mümin onu okuyacaktır; bu nedenle yalanını beraberinde taşıyacaktır. Nitekim Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem hadislerinde bize, Deccal ve onun müminler üzerinde etkisi olmayacağı hakkında haber verdiği gibi bize, onun gerçekliğini ve hakikatini, onun bir fitne ve imtihan olduğunu ve Allah’ın izniyle müminlerin bundan kurtulacağını da açıklamıştır.

Benim için racih olan budur. Bilen ve hüküm verenlerin en hayırlısı Allah’tır.

Deccal konusuna daha fazla girmeye gerek yoktur; zira bahsettiklerimiz Allah'ın izniyle yeterlidir.

Kardeşiniz

Ata İbn Halil Ebu Raşta

H. 18 Şaban 1447

M. 06/02/2026

Cevaba, Emir’in (Allah onu korusun) web sitesinden bağlanabilirsiniz:

https://www.facebook.com/AtaAboAlrashtah/posts/122121644175129051

Devamını oku...

Epstein Skandalından Öne Çıkanlar

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Epstein Skandalından Öne Çıkanlar

Haber:

Epstein dosyalarının ifşa olması.

Yorum:

Epstein skandalı, sadece bireylerin yaptığı bir hata değildir, aksine din ile hayatı, madde ile ruhu birbirinden ayıran ve bu ucube yaşam tarzını ortaya çıkaran Batı medeniyetinin acı bir meyvesidir.

Batı'da mutluluk mefhumu, tatmin olma keyfiyetinde değil, fiziksel lezzetleri tatmin etme keyfiyetinde yatmaktadır.Bu yüzden güç ve nüfuza sahip olduğu halde bunu, fiziksel zevki en üst düzeyde yaşamak için kullanmayan herkesi aptal olarak görmektedir!Zira onlar insanı, sadece uzvi ihtiyaçları ve içgüdüleri olan bir beden olarak görmektedirler.Dolayısıyla insan hayatından ruhi yön yok olduğunda, sapkınlıklar olsa bile en üst düzey zevk peşinde koşmak, hayali mutluluğu elde etmek için nihai bir hedef haline gelmektedir.

Epstein'in adası, sadece zevk için değil, aksine bir tuzak ve operasyonlar sahnesi, istedikleri kişileri sindirip korkutmak ve siyasi şantaj yapmak için bir araç olarak kurulmuştur ve parmaklar Mossad'ı işaret etmektedir.

İstihbarat teşkilatları, yolsuzluk yapan kişilerin iktidar pozisyonlarında bulunmasını severler; çünkü bu kişiler, istihbarat teşkilatlarının parmaklarındaki bir yüzük gibidir ve onlara mali, cinsel veya başka türlü kara dosyalarıyla şantaj yapmaktadırlar.

Siyonist lobisi Amerika'yı yönetmiyor, ancak derin bir etkiye ve önemli bir nüfuza sahip olup Epstein davası da, Amerika’nın siyasi kararlarını etkilemek için kullandığı geleneksel araçlardan biridir.

Peki liderler ve ünlüler neden adayı ziyaret etme ve Epstein'in bataklıklarına girme riskini göze aldılar?Çünkü hayat hakkındaki mefhumları onları, ahlaki veya dini herhangi bir caydırıcı olmaksızın fiziksel zevk için her fırsatı değerlendirmelerine sevk etmekte olup kendi bakış açılarına göre onların mutlulukları bunu hak etmektedir.

Batı toplumları şok ve dehşet içindedir. Çünkü ortaya çıkan şeyler, fıtratından geri kalanları koruyan sıradan insanların standartlarına göre bile korkunç olup Batı halkları ile yönetici elitleri arasındaki uçurumu daha da genişletmektedir.

Şu anda en önemli olan soru şudur: Sızıntıların zamanlamasının arkasında ne var? Ve kimler zarar görmektedir?Eğer zarar gören, şantaj yapmak için dosyaları saklayan Mossad ise, o zaman Amerikan karar alma çevrelerinde Siyonistlerin etkisini kırmak, hatta ortadan kaldırmak için bir darbeyle karşı karşıya olabiliriz.

Epstein skandallarının ifşa olması, İran'a yönelik olası bir saldırıda bir baskı aracı olmanın çok daha ötesindedir.Ayrıca sorun daha derindir ve ABD'nin kendi içindeki güç ve nüfuz dengesinin yeniden şekillenmesiyle de ilgili olabilir.

Bu yozlaşmış liderleri ortaya çıkaran Batı demokratik sistemidir.Zira demokrasiyi Allah'ın dışında tapınılacak bir ilah haline getirdiler ve bakın şimdi de seçimlerinin sonuçları dünyanın gözleri önünde ortaya çıkmaktadır.Batı'daki yöneticilerin prestijindeki düşüş, Batı halklarının siyasi yaşam biçimi olarak demokrasiye olan güven krizini daha da kötüleştirecektir.

Irak, Afganistan ve diğer yerlerdeki halkların soğukkanlılıkla katledilmesini kendi halklarına her zaman bir aldatma ve Hollywood filmleriyle haklı gösteren resmi Batı söylemi, bugün, tıpkı yakın zamanda Gazze'deki katliamları haklı göstermekten aciz kaldığı gibi kendisini derinden etkileyen böyle bir skandalı da haklı çıkarmaktan aciz kalacaktır.

Muhafazakâr sağ, bu skandalları kullanarak kendisini, liberal sol ve aynı şekilde Siyonist etki karşısında manevi, insani ve ahlaki değerlerin kurtarıcısı olarak sunmaktadır; bunu da on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısındaki iç savaştan bu yana Amerikan toplumundaki eşi benzeri görülmemiş keskin bölünmeyi istismar ederek yapmaktadır.

Bu, Batı mabedinin yıkıldığı ve sözde kutsallığının çöktüğü bir zamanda İslam'ı, insanlığı içine düştüğü çıkmazdan kurtaracak hadari bir alternatif olarak sunmaya sevk eden yeni bir fırsattır.

Amerika ne kadar güçlü görünürse görünsün, Müslümanlar, Allah'ın her şeyi kuşatan olduğunu zihinlerinden çıkarmamaları gerekir. Nitekim güncel olaylar, zorbaların çoğu zaman kendi eylemlerini ve Allahu Teala'nın da hiç ummadıkları yerden onlara karşı kurduğu tuzağı hatırlatmaktadır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ahmed El-Kasas

Devamını oku...

Özbekistan Cumhurbaşkanı'nın Pakistan Ziyareti

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Özbekistan Cumhurbaşkanı'nın Pakistan Ziyareti

Haber:

Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevkat Mirziyoyev, 5 ve 6 Şubat tarihlerinde Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif'in daveti üzerine İslamabad'a resmi bir ziyaret gerçekleştirdi. Ziyaret sırasında Mirziyoyev, Pakistan Cumhurbaşkanı Asif Ali Zerdari, Başbakan Şahbaz Şerif ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Mareşal Asim Munir ile görüşmeler yaptı, Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi'nin ilk toplantısını düzenledi ve Özbekistan-Pakistan İş Forumu'na katıldı. İki taraf arasındaki ticaret hacmini artırmak ve stratejik ortaklığı güçlendirmek amacıyla bir dizi anlaşma imzalandı.

Yorum:

Bu ziyaret, bölgesel güvenlik yapısının Amerika'nın "Büyük Orta Asya" projesi çerçevesinde yeniden şekillendirildiği bir döneme denk gelmiştir. Orta Asya'daki diplomatik ve askeri işbirliği ve "terörle mücadele" sloganının son zamanlarda yeniden gündeme gelmesi, Washington'ın jeopolitik stratejisiyle bağlantılıdır. Zira Amerika, doğrudan askeri müdahaleden vazgeçerek arabulucu devletler aracılığıyla nüfuz etmeye yönelmiş olup "terörizm ve aşırıcılıkla mücadele" sloganı altında bölgesel ittifakları bunun için uygun bir platform olarak görmektedir.

Eylül 2025'te Riyad'da Suudi Arabistan ve Pakistan arasında karşılıklı stratejik savunma anlaşması imzalanmış olup bu anlaşmaya göre bir ülkeye yapılan saldırı diğerine yapılmış saldırı sayılacaktır; ardından Türkiye de bu anlaşmaya katılmaya davet edilmiştir. Nitekim bu, (Pakistan'ın nükleer yetenekleri, Türkiye'nin askeri-sanayi gücü ve Suudi Arabistan'ın mali kapasitesi şeklinde) “İslami Üçlü” adıyla tanınmaya başlamıştır. Ancak bu yapıya, ülke için bir güvenlik önlemi olarak değil, İslamcı söylemi Amerika'nın jeopolitik çıkarlarına hizmet etmek için kullanılan yeni bir güvenlik yapısının bir parçası olarak bakılmalıdır; zira bu üç ülke Amerika ile derin bir askeri ve istihbarat entegrasyonuna sahiptir.

Özbekistan bu sistemde kilit bir rol oynamaktadır: Zira Pakistan, Afganistan ile komşu bir ülke olmakla birlikte Orta Asya'nın kalbinde yer almakta ve Rus ve Çin etkisini dengelemektedir. Amerika, Özbekistan'ı Pakistan üzerinden bağlayarak, Afganistan'daki inisiyatifi Moskova ve Pekin'den çekip almayı, bölgesel güvenliği Batı standartlarıyla uyumlu hale getirmeyi, Afganistan üzerinden geçen transit koridorlarını kontrol etmeyi ve İslami uyanış faktörünü bastırmayı hedeflemektedir.

Afganistan, bu mühendislik tasarımında çok önemli bir faktördür; zira Afganistan, Trans-Afganistan demiryolu hattına ve deniz limanlarına erişim, ABD için Avrasya'daki güç dengesini değiştiren ve Rusya ile Çin'in etkisini sınırlayan jeopolitik bir merkez mesabesindedir. Nitekim Mirziyoyev'in ziyaretinden bir gün önce, yani 4 Şubat'ta, Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım-Cömert Tokayev de İslamabad'ı ziyaret ederek Pakistan ile stratejik ortaklık deklarasyonu imzalamış olup bu, 23 yıl sonraki ilk ziyaret olmuştur. Bu bir tesadüf değildir; çünkü Orta Asya liderleri Washington ile koordineli olarak Güney Asya'ya yönelmektedirler. Özbekistan askeri bloklara katılmama politikası izlese de, ancak Afganistan faktörü ve Rusya'nın baskısı ülkeyi yeni biçimlere doğru itmektedir. Mirziyoyev ve Asim Munir arasındaki görüşmede, askeri-teknik işbirliği, ortak tatbikatlar ve savunma sanayii konuları ele alınmıştır; dışarıdan bakıldığında bu bir modernizasyon gibi görünse de ancak gerçekte Amerikan modellerine bir uyarlamadır.

Amerika, İslam'ın ideolojik boyutunu kontrol etmek ve Müslüman ülkelerini kendi sistemine bağlamak da dahil olmak üzere jeopolitik hedeflerini gerçekleştirmek için “İslamcı aşırılıkla mücadele” sloganını küresel bir araç olarak kullanmaktadır. Ayrıca “İslam Üçlüsü” de bu amaca yönelik bir Amerikan girişimidir.

Dolayısıyla İslam ümmetine yönelik en büyük tehdit, ABD'nin bizzat kendisidir. Bu gerçeği anlamak için, Gazze ve Sudan'da yaşanan eşi görülmemiş kanlı katliamların arkasında duran şeyleri görmek yeterlidir. Dolayısıyla tek çözüm, Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurmaktır. Zira ümmeti birleştirmeye, adaleti ve izzeti yeniden tesis etmeye ve fitne ve şiddetten korumaya muktedir olan sadece Hilafettir. Nitekim Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: إِنَّمَا الْإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ İmam bir kalkandır, onun arkasında savaşılır ve onunla korunulur.” Allah'tan, ümmete Hilafeti yeniden kurmak için gerçek bir coşku ve ciddi bir çalışma bahşetmesini diliyoruz. Amin.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu İçin Yazan
İslam Ebu Halil - Özbekistan

Devamını oku...

Kurallara Dayalı Uluslararası Düzenin Maskesinin Düşmesi ve Bunun Sömürgeci Bir Yalan Olduğunun İtiraf Edilmesi

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Kurallara Dayalı Uluslararası Düzenin Maskesinin Düşmesi ve Bunun Sömürgeci Bir Yalan Olduğunun İtiraf Edilmesi

Mark Carney Davos'taki konuşmasında şöyle dedi: "Masada değilseniz, menüdesinizdir." Davos'taki 2026 Dünya Ekonomik Forumu, sözde "kurallara dayalı uluslararası düzenin" boş temellerini bir kez daha ortaya koymuştur; zira uluslararası düzen, sömürgeci güçlerin, özellikle İslam ümmeti olmak üzere zayıflar üzerindeki hegemonyasını pekiştirmek için kurmuş olduğu bir yapıdır.

2026 Davos Ekonomik Forumu'nda, Avrupalı ​​liderlerin, Donald Trump'ın kibirli tavrıyla vücut bulan Amerikalı efendilerinin önünde çocuklar gibi sızlandıkları bir sahneye tanık olduk; zira Trump, onlara da dünyanın diğer ülkelerine davrandığı gibi davranmaya karar vermiştir. Trump'ın Grönland'a karşı davranışı, egemenliğe sahip olan bir toprağa kaynak çıkarma ve askeri kontrol için ilhak edilebilecek bir gayrimenkul olarak muamele etmesi, kapitalist düşünceden bir sapma değil, aksine onun “güçlü zayıfı yer” şeklinde en dakik bir şekilde uygulanmasıdır. Ancak en ciddi itiraf Trump'tan değil, aksine liberal sistemin sütunlarından biri olan, İngiltere Merkez Bankası eski Başkanı ve Batı finans sisteminin önemli isimlerinden Mark Carney'den gelmiştir. Zira Carney iç çekerek şöyle dedi: “Kurallara dayalı düzen” “Amerikan hegemonyasının sağladığı bazı nimetler nedeniyle devam eden faydalı ve kısmen yalan bir hikayeydi.” Soğukkanlılıkla şunu da itiraf etti: “Uluslararası hukukun, sanık ve mağdurun kimliğine bağlı olarak farklı derecelerde uygulandığını biliyorduk.” Carney, bu düzenin, şirketleri için açık deniz yollarından bankaları için güvenliğe kadar Batı’ya "faydalar" sağlayan bir "anlaşma" olduğunu itiraf etmiştir. Mesele adalet değil, aksine kapitalist akidesinin hegemonyasıdır. Ve şimdi de diyor ki: "Bu anlaşma artık geçerli değil."

Peki Carney neden bu anlaşmanın artık işe yaramadığını açıklıyor? Onun gizli zulmü nedeniyle mi? Küçük bir azınlığı, çoğunluğa boyun eğdirdiği için mi? Aniden duyguları mı uyandı? Gazze, Keşmir veya İdlib'deki kanlardan dolayı kalpleri mi titredi? Hayır, asla! Artık onlara ayrıcalıklar sağlamadığı için zayıflamıştır. Onların arasından en güçlüsü olan Trump yönetimindeki Amerika, eski ortaklarını bile yutmaya çalışıyor; Batı sisteminin gerçeğidir işte budur; yani bu sistem, başkaları üzerinde kontrol sağlamak için seçici olarak kullanılan bir sömürü aracıdır.

“Uluslararası hukuk” olarak bilinen şey, İslam ve Müslümanlara karşı koymak için Hıristiyan uluslar arasında imzalanan Vestfalya Barışı sonucu ortaya çıkmıştır; bu barış, kanlı haçlı seferlerinin temelini oluşturmuş ve Müslümanların kalkanı olan tek güç Osmanlı Hilafetine karşı bir silah olarak kullanılmıştır. Hilafetin yıkılmasından bu yana bu hukuk, İslam'ın yükselişini kısıtlamanın ana aracı haline gelmiştir. Yani onlar, kendi amaçlarına hizmet ettiğinde egemenlik sloganı atıyorlar ama ülkelerimizi işgal edip kaynaklarımızı yağmalamak istediklerinde ise insani müdahaleyi gerekçe gösteriyorlar. “Teröre karşı savaş” bu ikiyüzlülüğün doruk noktası olmuştur; yani İslam'ın bir devlet ve yaşam biçimi olarak geri dönüşünü hedefiyle yasal kisveye bürünmüş bir haçlı seferi olmuştur.

Avrupa, yirminci yüzyılda açık sömürgecilik kılıfını terk edince, Amerika Birleşik Devletleri aynı İslam karşıtı temeller üzerine yeni bir dünya düzeni kurmuş ve Birleşmiş Milletler, Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası gibi kurumlar, İslam'ın yükselişini sınırlamak, kaynakları kontrol etmek ve Batı hegemonyasına yönelik her türlü meydan okumayı engellemek için birer araç haline gelmiştir. Dolayısıyla onlar uluslararası hukuku, sadece Irak, Afganistan, Libya ve Suriye gibi İslam beldelerine saldırdıklarında ahlaki bir kalkan olarak kullanıyorlar; oysa bu ülkelerin hepsini, insan hakları, demokrasi veya uydurma terörle mücadele bahanesiyle yerle bir ettiler! Ancak Yahudi varlığı Filistin'de soykırım işlediğinde, Hindistan Keşmir'de Müslümanları öldürdüğünde ve Amerika Yemen ve Somali'de masum sivilleri bombaladığında, aynı hukuk sessiz kalıyor. Dolayısıyla Batı mecazi bir ahlaki hayalin arkasına saklanıyor. Ancak onun ikiyüzlülüğü artık açığa çıkmıştır.

Teröre karşı savaş söylemi hiçbir zaman güvenliği korumakla ilgili olmamıştır; aksine İslam'ın kalkınmasını hedef alan modern bir haçlı seferi olmuştur. Zira onlar, uluslararası hukuk normlarını işgal, abluka ve ajan rejimleri meşrulaştırmak için kullanırlarken bir yandan da ümmetin petrolünü, madenlerini ve onurunu yağmalamışlardır. Bugün ise ittifaklarındaki çatlakların genişlemesi, Trump'ın Grönland'a göz dikmesi ve Avrupa'nın da şikayet etmesiyle birlikte artık onların efsaneleri çöküyor. Mark Carney'nin Davos'taki itirafı, Allah'ın işaretlerinden bir işarettir; çünkü Allah, kâfirlerin planlarını onların kendi dilleriyle açığa çıkarıyor.

Ey güç ve kuvvet ehli: Batı söylemi artık çökmüş ve demokrasi ile uluslararası hukuk putları kendi yaratıcıları tarafından paramparça edilmiştir. Yani bunun bir efsane ve sömürgeci bir araç olduğunu itiraf etmişlerdir. Peki neden hala yöneticilerimiz bu konferanslara koşuyorlar? Neden alimlerimiz, onların mahkemelerinden adalet bekliyorlar? Bizi yok etmek için tasarlanmış bir sisteme neden güveniyoruz? Daha ne zamana kadar kendinizi kandırmaya devam edeceksiniz? Batı parçalanmış ve kampları bölünmüş bir durumdadır; bu da haktan ziyade çıkara dayalı bir fikrin kırılganlığını ortaya koymaktadır. Alternatif ise, bu ölüme mahkum olmuş sistemi onarmak ya da kumar masasında daha adil bir yer aramak değil, aksine güçlü ile zayıf, zengin ile fakir arasında hiçbir ayrım yapmayan bir sistemdir. Alternatif ise yaratıcıdan gelen bir sistemdir; yani faydalı bir hurafe olan değil, aksine tüm insanlar için Rabbani bir vahiy olan şeriatı tatbik edecek Nübüvvet Minhacı üzere Hilafettir. Bu yüzden artık Batı'nın yanılsamalarını ve onun köhnemiş yasalarını reddetmenin zamanı gelmiştir. Zira artık hakkın şafağı yaklaşıyor ve onların sistemlerinin sahteliği ortadan kalkıyor; çünkü batıl mutlaka ortadan kalkacaktır. وَقُلْ جَاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ إِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقاًYine de ki: Hak geldi; batıl yıkılıp gitti. Zaten bâtıl yıkılmaya mahkumdur.” [İsra 81]

Ey Müslüman orduları: Boynunuzdaki bu zalim düzeni koruyan hain yöneticilerin zincirlerini kırın. Çünkü ümmet, Hilafetin kurulması için nusretinizi bekliyor ki böylece dünya, gerçek kurallara dayalı olan ve Allah'ın Kitabı ve Rasulü’nün sünnetiyle yönetecek bir sisteme şahit olabilsin. وَلَن تَرْضَى عَنكَ الْيَهُودُ وَلاَ النَّصَارَى حَتَّى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ قُلْ إِنَّ هُدَى اللّهِ هُوَ الْهُدَى وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَاءهُم بَعْدَ الَّذِي جَاءكَ مِنَ الْعِلْمِ مَا لَكَ مِنَ اللّهِ مِن وَلِيٍّ وَلاَ نَصِيرٍDinlerine uymadıkça Yahudiler de Hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah’ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah’tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.” [Bakara 120] Artık yanılsamaların zamanı bitmiş ve Batı anlatısının maskeleri düşmüştür; o halde ümmeti canlandırmak ve zulmün yapılarını kırmak için bir davet taşıyan öncü Hizb-ut Tahrir’in çağrısına katılın.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Yunus - Hindistan

Devamını oku...

Barış Kurulu Mu Yoksa Hegemonyayı Pekiştirme Kurulu Mu?

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Barış Kurulu Mu Yoksa Hegemonyayı Pekiştirme Kurulu Mu?

Hegemonyanın Güvence Adı Altında Yeniden Pazarlanması

Gazze'de kan kokusu hala havada asılı dururken ve çocuklar, kadınlar, yaşlılar hala enkaz altındayken ABD yönetimi çıkmış "Barış Kurulu" gibi yumuşak ve güven verici isim taşıyan bir girişim başlatmıştır.Savaştan bitkin düşmüş halkaların vicdanına dokunan ve zahiri olarak lafzı bile kan dökülmesinin duracağına dair bir vaat uyandıran bir isim ancak hakikatte gözardı edilemeyecek şu soruları gündeme getiriyor: Saldırganlığı destekleyen aynı kişi nasıl barış elçisi olabilir? Silahları finanse edenlerin ve cinayete, soykırıma siyasi kılıf sağlayanların elleriyle nasıl adalet sağlanabilir?

Mısır ve diğer birçok Müslüman ülkelerinin, Trump'ın başkanlık ettiği Davos Forumu'nda başlatılan bu kurula katıldıkları açıklandığında bizler, sadece prosedürel bir adımla değil, aksine bölge ülkelerinin mevcut uluslararası düzene hizmet etmek üzere rollerin yeniden formüle edildiği ve barış, istikrar ve meşruiyet gibi tehlikeli mefhumların yeniden tanımlandığı uzun bir siyasi sürecin yeni bir halkasıyla karşı kaşıya kalmaktayız.

Sözde "Barış Kurulu" bir boşlukta gelmemiştir; aksine Gazze'deki Yahudi varlığının suçlarına karşı küresel öfkeyi dizginlemek için kullanılan tüm geleneksel araçların başarısız olmasının, Batı'nın imajının ahlaki ve hukuki olarak sarsılmasının ve uluslararası kuruluşların sessizliği veya ortaklığı haklı çıkarma konusunda acziyetinin ortaya çıkmasının ardından gelmiştir. Bu nedenle farklı bir isim taşıyan, bölgesel figürleri içeren ve tek taraflı bir dayatma değil de uluslararası bir konsensüs gibi gösterilen yeni bir çerçeveye ihtiyaç vardı.

Ancak bu kurulun doğası üzerinde düşünen bir kimse, kurulun işgale son vermekten, suçluları muhasebe etmekten veya hakları sahiplerine iade etmekten bahsetmediğini, aksine saldırı sonrası aşamayı yönetmekten, Gazze için güvenlik ve siyasi düzenlemelerden ve davanın adalet boyutuyla değil de gaspçı varlığın güvenlik boyutuyla mukayese edilen bir "istikrardan" bahsettiğini çabucak idrak edebilir. Böylece barış, zulmü ortadan kaldırmaya dayalı bir mefhumdan, onu dondurmaya yönelik bir araca ve çatışmayı sona erdirme vaadinden, Batı hegemonyası karşısında patlamasını önleyecek şekilde çatışmayı yönetmeye yönelik bir araca dönüşmüştür.

Mısır'ın bu sahneye çağrılması keyfi değildir. Zira Mısır, tarihsel ağırlığı, coğrafi konumu ve bölgesel rolüyle, ümmetin iradesinden kaynaklanmayan ve onun çıkarlarına hizmet etmeyen bir projeye, Arap ve İslami meşruiyet kazandırmak için kullanılmaktadır.Bu bağlamda Mısır'dan talep edilen şey, gerçek bir liderlik ya da bağımsız karar almak değildir, aksine uygulayıcı arabulucu rolünü yerine getirmesi ve kendisinin belirlemediği tercihlerin siyasi ve ahlaki maliyetini üstlenmesidir.

Bu süreç şeriatın terazisine vurulduğunda, hakikati net bir şekilde ortaya çıkmaktadır.İslam, barış olması bakımından barışa karşı değildir, ancak barışın batıl için bir kılıf veya zulmü pekiştirmek için bir araç olmasına karşıdır. İslam’da barış, adaletle organik olarak bağlantılı olup bedeli toprak, akide ve kan olması durumunda hiçbir değeri yoktur. Bu nedenle İslam tarihinde barış, hiçbir zaman gaspın tanınması, haktan taviz verilmesi ve düşmanın güçlendirilmesi şeklinde olmamıştır.

Bugün pazarlanan şeye gelince; işgalin varlığını sürdüren, saldırgana siyasi dokunulmazlık tanıyan, mağdura "yatıştırma" sorumluluğu yükleyen, direnişi bir güvenlik sorununa dönüştüren ve Müslümanların kanlarını pazarlık kozu haline getiren bir barıştır. Dolayısıyla bu tür bir barış, bir çözüm değil, aksine çatışmayı daha kontrollü ve daha az gürültülü bir şekilde yeniden üretmenin bir reçetesidir.

Barışın sponsoru olarak ABD’ye güvenmek, siyasi düşüncenin en basit kurallarıyla bile çelişmektedir. Zira Yahudi varlığına silah sağlayan, onu korumak için veto hakkını kullanan ve uluslararası platformlarda hesap vermesini engelleyen bir tarafın, dürüst bir arabulucu olması imkansızdır. Aksine o, suçun asıl tarafı olup başlattığı her girişim, ezilen halkların çıkarları değil, kendi çıkarları doğrultusundadır.

Doğru vizyon, bağımlılık şartlarını iyileştirmeyi veya onun yönetilmesine katılmayı değil, aksine onu kökünden söküp atmayı gerektirir. Ayrıca sömürgecinin başkanlık ettiği bir kurulda koltuk aramayı değil, aksine siyasi kararın, ümmetin akidesinden ve çıkarlarından kaynaklanacak şekilde yeniden tesis edilmesini gerektirir.Dolayısıyla gerçek alternatif, yeni bir kurul veya uluslararası bir girişim değildir, aksine İslam'ı yönetimin temeli kılan, toprağın kurtuluşunu müzakere dosyası olmaktan ziyade bir görev haline getiren ve mazlumları desteklemeyi bir seçenek olmaktan ziyade bir zorunluluk haline getiren ideolojik siyasi bir projedir.

Ey Kinane halkı: Bugün barış adına yapılanlar, dininizde veya tarihinizde bildiğiniz barışa benzemiyor. Ümmetin kalkanı olan Mısır’a, sorunlar adı altında tasfiye edilen projeler için bir kılıf ya da Amerikan düzenlemelerinin bölgeye geçişine imkân sağlayan bir köprü olması yakışmaz. Sizin bilinciniz, ilk savunma hattıdır ve mefhumların çarpıtılmasını reddetmeniz, her türlü gerçek bir değişimin başlangıcıdır. O halde herhangi birinin sizi, boyun eğmenin hikmet, sessizliğin maslahat ve bağımlılığın kader olduğuna ikna etmesine izin vermeyin. 

Ey Kinane askerleri: Ey silah taşıyanlar ve şeref ve aidiyetin anlamını bilenler; orduların, düşmana güvence vermek için değil ümmeti korumak için, mazlumun kuşatılmasına ortak olmak için değil onu savunmak için ve kan pahasına haritaları yeniden çizenlerin elinde bir araç olmak için değil ülkenin onurunu korumak için var olduğunu sakın unutmayın. Tarih affetmez ve Allah, gerek boyunlarınızdaki emanet, gerekse hakka yardım etmek için çağrıda bulunulduğunda sizin tavrınız hakkında size soracaktır.

“Barış Kurulu”, eski bir politikanın yeni bir başlığı olup bu politika, bölgenin dışarıdan yönetilmesini ve krizlerin adalet dengesiyle değil güç dengesini koruyacak şekilde çözülmesini öngörmektedir. Gerçek barış ise Davos'tan doğmayacak ve kana bulanmış ellerle de sağlanamayacaktır; aksine ümmetin kararını yeniden elde ettiği, İslam'a dayalı bir yönetim kurduğu, iradesini hegemonyadan kurtardığı ve İslam'ın, onun yönetiminin ve Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet Devleti'nin gölgesinde hakkın hak sahiplerine eksiksiz olarak verildiği gün gerçek barış sağlanacaktır. Bu ise Allah’ın vaadidir. وَاللهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ “Muhakkak ki Allah emrinde galiptir. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” [Yusuf 21]

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Rasulü’nün çağrısına uyun.” [Enfal 24]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Mahmud El-Leysî - Mısır

Devamını oku...

Abbas ve Otoritesi, İhanetin ve Alçaklığın En Dibine İniyorlar

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Abbas ve Otoritesi, İhanetin ve Alçaklığın En Dibine İniyorlar

Haber:

Bazı haber siteleri, Mahmud Abbas'ın her zamanki gibi Yahudilere cevap vererek eğitim müfredatını değiştirdiğini ve Selahaddin Eyyubi'nin siretini, onun mübarek toprak Filistin’i kurtarmasını, aynı şekilde Müslümanların Filistin topraklarında yaptığı savaşların yanı sıra İsra ve Miraç yolculuğunu bu müfredattan çıkardığını aktardılar.

Yorum:

Mahmud Abbas ve onun otoritesindeki kuyruklarının, daha önceki büyüklerinin büyük ihanet anlaşması olan Oslo Anlaşmasını imzalayıp mübarek Filistin topraklarının üçte ikisinden fazlasını Yahudilere teslim etmesinin ardından, Yahudi varlığı için tankın üzerinde Filistin'e gelen paralı askerlerden başka bir şey olmadığı net olarak bilinmektedir; bu nedenle onlar, bir grup hainden ve alçaklığın sembolünden başka bir şey değillerdir. Zira bu iğrenç otoritenin kurulmasından bu yana onlar, mübarek Filistin topraklarının halkına karşı ihanet ve tuzak konusunda bir dipten başka bir dibe inmekte olup gazaba uğramışları memnun etmek ve onlara hizmet etmek için kullanmadıkları hiçbir yöntem ve araç bırakmamışlardır. Bakın işte bugün de onlar, pisliklerinin ve ihanetin bataklığına düşüşlerinin sonsuz olmadığını kanıtlıyorlar.

Dolayısıyla Filistin'in İslami bir toprak olduğunu kanıtlayan dini ve tarihi gerçekleri silmek ve bu toprağın evlatlarını, ümmetlerinin tarihinden, onun kurtarılması ve Yahudilerin ve Haçlıların pisliğinden temizlenmesi yolunda gösterdiği fedakarlıklardan ve Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in İsra’sı ve O’nun göğe yükseldiği mübarek yer olması bakımından Mescid-i Aksa’nın büyük konumundan habersiz bırakmak için bugün Abbas’ın otoritesi büyük bir suç işlemektedir; dikkat edin o, eğitim müfredatını, özellikle de dini müfredatı değiştirerek, bu mübarek toprağın Rabbinin dini ile olan tüm bağını koparıyor. Ancak dünyanın doğusunda ve batısında Müslümanlar sabah ve akşam şu ayeti okurlarken bunu nasıl yapabilirler ki: سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُKendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” [İsra 1]

Abbas'ın otoritesi, ancak mutant Yahudi varlığının kirli bir uzantısı olarak tanımlanabilir; zira o, Müslüman ülkelerdeki zararlı rejimler gibi Yahudi varlığının ve onun arkasındaki sömürgeci kafir Batı ülkelerinin emirlerine tabi olup sadece seyirci kalmamakta, aksine her zaman ve ebedi olarak ümmetin düşmanlarının ve onların siperlerinin yanında yer almaktadır; bu nedenle Abbas’ın otoritesine karşı düşmanca bir tavır takınmak ve onu alt etmek gerekir; aksi takdirde bu tutum onun ömrünü uzatacak ve bize ve dinimize karşı daha çok cesaretlenmesine yol açacaktır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Velid Belibel

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER