حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Yemen Vilâyeti
Medya Bürosu
| No: YM–BA–2026–MB–TR–15 |
H. 8 Cumâde’l Ûlâ 1448 M. Pazartesi, 19 Ekim 2026 |
Husilerden Hizb-ut Tahrir Gençlerine Yönelik Yeni Gözaltılar, Bu Gençlerin Kâfirlerin İslam’a ve Müslümanlara Yönelik Planlarını İfşa Etmekten Başka Hiçbir Suçu Yok!
Husilere bağlı güvenlik birimleri, 13 Ekim 2026 Salı günü öğleden sonra Amran şehrinde Muhammed er-Rubûî ile kardeşi Necib’i çalıştıkları iş yerinden gözaltına aldılar ve bu gözaltının “üst düzey makamlardan gelen talimatlar” doğrultusunda gerçekleştirildiğini iddia ettiler. Muhammed’in yaptığı ve onların uykularını kaçıran iş ise, Hizb-ut Tahrir Emiri, âlim Ata bin Halil Ebu Raşta’nın 27 Eylül 2026 tarihinde yayımladığı “Yemen’deki Askerî Gelişmelerin Boyutları” başlıklı soru-cevap metnini ve Hizb-ut Tahrir / Yemen Vilayeti Medya Bürosunun yayımladığı “Ey Yemen Halkı! Kanınız Birbirinizi Öldürmek İçin Değil, Beytülmakdis’in Kapılarında Yahudilerle Savaşırken Akmalıdır Peki Aklıselim Sahipleri Nerede?!” başlıklı basın açıklamasını yayımlamasıdır. Yayınlanan soru-cevap, Yemen üzerindeki uluslararası çatışmayı deşifre etmiş ve şu ifadelerle son bulmuştu: “Böylece Yemen’de İngiliz-Amerikan çatışmasının son derece şiddetli biçimde devam ettiğini, ancak bunun bölgesel ve yerel araçlar üzerinden yürütüldüğünü görüyoruz. Yemen halkı ise bu çatışmanın yakıtı haline getirilmiş ve onlarca yıldır bu çatışmadan dolayı büyük acılar çekmekte, ağır bedeller ödemektedirler. Bu aparatların önceliği halkın menfaatleri değil, kendi şahsi çıkarlarıdır. Bu nedenle Yemen’in kurtuluşu, ancak birbirleriyle mücadele eden sömürgeci devletlerin ülkede kalmasına ve nüfuzlarını yaymasına imkân sağlayan bu araçlardan kurtulmakla mümkündür. Bu kurtuluş ise ancak Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafetin kurulmasıyla gerçekleşebilir. Hilafet, Allah’ın bir vaadi:
وَعَدَ اللهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْأَرْضِ “Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına dair vaatte bulunmuştur.” [Nur 55] Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in bir müjdesidir:
ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ “Sonra Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır” [Ahmed] Bu itibarla biz, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in
الْإِيمَانُ يَمَانٍ هَا هُنَا “İman yemenîdir, işte buradadır” [Buhari] diye övdüğü Yemen halkını, güçlü ve aziz olan Allah’ın vaadini ve Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesini gerçekleştirmek ve böylece her iki cihanda da kurtuluşa erişmek için hep birlikte çalışmak üzere Hizb-ut Tahrir’e yardım etmeye çağırıyoruz; ki en büyük kurtuluş işte budur.”
Bu gözaltılar, Hizb-ut Tahrir’in dava erlerine karşı işlenmiş büyük bir cürüm ve ağır bir zulümdür. Hatta uyguladıkları beşerî kanunlara dahi aykırıdır. Zira ortada sorgulamayı gerektirecek bir suç ya da resmi bir tutuklama izni yoktur. Bu gözaltılar, baskı ve zorba rejimlerinin alışılagelmiş bir yöntemidir. Burada Husilere, daha dün benzer uygulamalardan kendilerinin şikâyet ettiklerini hatırlatıyoruz. Kendileri de önceki yönetimin başında bulunanlar döneminde keyfî tutuklamalara maruz kalmışlar, günlerce ve aylarca cezaevlerinde tutulmuşlardır. Bizler beşerî sistemlerin uygulanmasını değil, İslam’ın hükmünün uygulanmasını talep ediyoruz; zira İslam’da asıl olan “beraat-ı zimmet”tir (kişi suçluluğu ispatlanana kadar masumdur). Bütün bunlar ümmete, Müslüman beldelerindeki mevcut yöneticilere biçilen rolün Allah’ın şeriatını uygulamak ve ümmeti tek bir devlet altında birleştirmek olmadığını bir kez daha kanıtlamaktadır.
Husiler kendilerini “Ensarullah” olarak adlandırmalarına, “Kur’anî Yürüyüş” iddiasında bulunmalarına, Yahudi varlığına yönelik —onu ortadan kaldırmayan ve suçlarını durdurmayan— füze saldırıları düzenleyip bununla uzun uzadıya övünmelerine ve Filistin’i gasp eden Yahudi varlığıyla savaşmak istediklerini söylemelerine rağmen Muhammed er-Rubuî kardeşimizi kendilerine karşı kışkırtıcılık yapanlar kategorisine koymuşlardır! Oysa onun yaptığı tek şey; Yahudi varlığını Müslüman beldelerine yerleştiren, onu koruyan, İslam’a ve Müslümanlara düşman olan Batılı sömürgeci devletlerin planlarını açığa çıkarmaktır. Bu sömürgeci devletler, Müslüman ordularını asıl görevleri olan Yahudi varlığının kökünü kazımaktan alıkoymak ve onların enerjisini Ümmeti zayıflatan iç çatışmalarda heba etmek için var güçleriyle çalışmaktadırlar. Bu ucube varlıkla ilişkilerini normalleştiren ve normalleşme yolunda ilerleyen rejimleri ise söylemeye bile gerek yoktur; onların en iyi durumda olanı bile kâfir Batı’nın hakemliğine başvurmakta ve onun yönettiği müzakere masalarında boyun eğmektedirler Hal böyleyken ey Husiler, sömürgeci devletlerin planlarını ifşa etmeyi ve bunları Yemen halkına açıklamayı nasıl olur da kendinize yönelik bir kışkırtma kapsamında değerlendirebilirsiniz?!.
Yayımladığımız “Ey Yemen Halkı! Kanınız Birbirinizi Öldürmek İçin Değil, Beytülmakdis’in Kapılarında Yahudilerle Savaşırken Akmalıdır” başlıklı bildiride, Müslümanların birbirleriyle savaşmasının haram olduğuna ilişkin şer’î hüküm açıklanmış, cephelerde kan dökülmesinin durdurulması istenmiş ve iman ehlinin aklıselim sahiplerine bir çağrıda bulunulmuştur. Hizb-ut Tahrir’in Yemen’deki çatışmaları durdurma çabası sadece 2014’ten beri değil, eski rejimin Saada’da Husilere karşı açtığı altı savaş döneminden beri devam etmektedir. Önceki Yemen rejiminin ordusunun Saada’da Husilere karşı yürüttüğü altı savaş döneminden bu yana Hizb, Müslüman kanının korunması gerektiğini ve bu kanın Beytülmakdis’in kapılarında dökülmesi gerektiğini savunmuştur. Nasıl savunmasın ki? Nitekim Allah Subhânehu ve Teala şöyle buyurmuştur:
فَإِذَا جَاء وَعْدُ الآخِرَةِ لِيَسُوؤُواْ وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُواْ الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُواْ مَا عَلَوْاْ تَتْبِيراً “İki vaatten ikincisinin vakti gelince, yüzünüzü üzüntüye sokmaları, kötülük yapmaları, önceden Mescid’e girdikleri gibi girmeleri, ele geçirdikleri yerleri harap etmeleri için onları tekrar göndereceğiz.” [İsra 7] Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem de şöyle buyurmuştur:
لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يُقَاتِلَ المُسْلِمُونَ اليَهُودَ، حَتَّى يَخْتَبِئَ اليَهُودِيُّ مِنْ وَرَاءِ الحَجَرِ وَالشَّجَرِ، فَيَقُولُ الحَجَرُ وَالشَّجَرِ: يَا مُسْلِمُ هَذَا يَهُودِيٌّ خَلْفِي تَعَالَ فَاقْتُلْهُ؛ إِلَّا الغَرْقَدَ فَإِنَّهُ مِنْ شَجَرِ اليَهُودِ “Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. O harpte Müslümanlar Yahudileri öldürecekler. Öyle ki, Yahudi, taşın ve ağacın arkasına saklanacak da, taş veya ağaç; “Ey Müslüman, Ey Allah’ın kulu! İşte arkamda bir Yahudi. Gel, onu öldür” der. Yalnızca Garkad bir şey söylemez. Zira o, Yahudilerin ağaçlarındandır.” [Müslim] Husiler, şer’î delillerin ortaya konulmasını kendilerine yönelik bir kışkırtma mı sayıyorlar? Allah’a yemin olsun ki asıl felaket budur!
Husi grubu içindeki akıl sahipleri nerede?! Kâfir Batı’ya düşmanlık sloganları atarken, nasıl olur da kâfirlerle ve onların kapitalist ideolojisiyle mücadele eden, onu ortadan kaldırmak ve İslami hayatı yeniden başlatmak için çalışan kimseleri gözaltına alabiliyorsunuz?! Yoksa attığınız sloganlar yalnızca insanları yanıltmak ve onların bağlılığını kazanmak için mi?
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ * كَبُرَ مَقْتاً عِندَ اللهِ أَن تَقُولُوا مَا لَا تَفْعَلُونَ “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır.” [Saff 2-3] Bizim düşmanımız kâfir Batı ve bugün Müslüman beldelerini yöneten beşerî sistemlerdir. Hizb gençlerini gözaltına almakla, İslam’ın uygulanması için çalışanlara karşı yürütülen savaşta kâfirlerin safında yer aldığınızın farkında değil misiniz? İslam’ı uyguladığınızı mı düşünüyorsunuz? Aklınızı başınıza alın, Hizb-ut Tahrir’in söylediklerini dinleyin ve günah hususunda gurura kapılmayın.
Cezaevleri Hizb-ut Tahrir gençlerini asla korkutamaz; bilakis onları daha da güçlendirir. Hizb, kurulduğu 1953 yılından beri kararlılıkla yoluna devam etmektedir. Ne sömürgeci kâfirlerin ne de onların piyonu olan yöneticilerin baskıları bu yürüyüşü durdurabilmiştir. Bilakis Hizb’in daveti, Washington ve Londra’daki kâfirlerin ve onların sapkın yollarını takip eden kimselerin uykularını kaçırır hâle gelmiştir.
Genel olarak Yemen halkına, özel olarak ise Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in iman ehli olarak vasfettiği Yemenli kabilelere sesleniyoruz: Allah yolunda hiçbir kınayıcının kınamasından korkmayın! Medine-i Münevvere’deki Ensar’dan olan selefleriniz; Esad bin Zürâre, Üseyd bin Hudayr, Sa’d bin Muaz ve Sa’d bin Ubâde gibi olun. İslam’a ve Müslümanlara yardım etmek ve ikinci Râşidî Hilafet Devleti’ni kurmak için Hizb-ut Tahrir ile birlikte ciddi biçimde bir çalışma içerisine girin. Hizb, halkına asla yalan söylemeyen bir öncüdür. Hilafet Allah’ın bir vaadi, Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in bir müjdesidir.
إِنَّا لَنَنصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذِينَ آمَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الْأَشْهَادُ “Şüphesiz ki, Rasûllerimize ve iman edenlere dünya hayatında ve şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım ederiz.” [Mümin 51]
ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ “Sonra Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır.” O ucube varlığı İsra ve Miraç toprağı olan mübarek topraklardan söküp atmanın yolu budur.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا للهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ “Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Rasûlü’ne icabet edin.” [Enfal 24]
| حزب التحرير Hizb-ut Tahrir Yemen Vilâyeti Medya Bürosu |
Adres Bilgileri ve Web Sitesi Telefon: 735417068 https://www.hizbut-tahrir.info |
E-Mail: yetahrir@gmail.com |



